<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Röportajlar Archives - GPD</title>
	<atom:link href="https://www.gidaperakendecileri.org/category/roportajlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.gidaperakendecileri.org/category/roportajlar/</link>
	<description>Gıda Perakendecileri Derneği</description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Mar 2021 07:33:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-US</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>Ergi Şener: “Hayatı Hızlı İleri Alma Düğmesine Basıldı”</title>
		<link>https://www.gidaperakendecileri.org/ergi-sener-hayati-hizli-ileri-alma-dugmesine-basildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hünkar Görel]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2021 07:30:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gidaperakendecileri.org/?p=2926</guid>

					<description><![CDATA[<p>Covid-19’un iş yaşamında yarattığı fırtına etkisiyle birlikte, liderlerin ve İK yöneticilerinin pek çok süreci baştan tasarlamaları gereken bir dönemdeyiz. Pandemi, şirketlerin geleneksel operasyonel ve stratejik hedeflerini ciddi biçimde etkilerken bu süreçte öne çıkan yeni trendlerin etkisinin değerlendirilmesi, hızlı aksiyon gerektiren alanların belirlenmesi ve kriz kaynaklı hedef ve planların ne ölçüde değiştiğinin analizi daha da büyük [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/ergi-sener-hayati-hizli-ileri-alma-dugmesine-basildi/">Ergi Şener: “Hayatı Hızlı İleri Alma Düğmesine Basıldı”</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="2926" class="elementor elementor-2926">
						<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-3ef128ae elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="3ef128ae" data-element_type="section" data-e-type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-6c0ce5df" data-id="6c0ce5df" data-element_type="column" data-e-type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-5aacae7a elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="5aacae7a" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<div class="td-paragraph-padding-1"><h3><span style="color: #000000;"><strong>Covid-19’un iş yaşamında yarattığı fırtına etkisiyle birlikte, liderlerin ve İK yöneticilerinin pek çok süreci baştan tasarlamaları gereken bir dönemdeyiz. Pandemi, şirketlerin geleneksel operasyonel ve stratejik hedeflerini ciddi biçimde etkilerken bu süreçte öne çıkan yeni trendlerin etkisinin değerlendirilmesi, hızlı aksiyon gerektiren alanların belirlenmesi ve kriz kaynaklı hedef ve planların ne ölçüde değiştiğinin analizi daha da büyük önem kazanıyor. Bu süreçte, değişime hızla adapte olup çevik bir şekilde organizasyonlarını dönüştürebilen liderler, rekabette de şirketlerini öne çıkaracaklar. Bunları biz değil, Payneer Ödeme Kuruluşu’nun kurucu CEO’su Ergi Şener dile getiriyor. Şener’e göre, hayatı hızlı ileri alma düğmesine basıldı!</strong></span></h3><p><span style="color: #000000;"><strong>Röportaj: </strong>Bikem Ögünç</span></p><p><span style="color: #000000;">Covid-19 iş hayatında büyük bir değişim başlattı. Özellikle İnsan Kaynakları yöneticilerinin işleri daha zorlaştı. Neden diye soracak olursanız, basit bir yanıtla “İş yapış biçimleri değişti” diyebiliriz. Daha spesifik cevaplar içinse uzman yanıtları almak daha doğru. İşte bu yüzden sözü, Ergi Şener’e bıraktık. </span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Pandemi, özellikle iş dünyasında ciddi bir değişim yarattı. İlk olarak biraz bundan bahsedelim, dilerseniz. İK yöneticileri için pek çok sürecin yeniden tasarlandığı bir dönem oldu. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Covid-19 ile birlikte hayatın her alanında ciddi bir değişim ve dönüşüm gözlemliyoruz. Bu değişimin merkezinde teknoloji ve dijital servisler bulunuyor. Korona öncesi yıllardır devam etmekte olan pek çok tartışmanın ya da uygulamanın, karantina sürecinde birkaç haftada hayatımıza girdiğine tanıklık ettik. Temelde yıllarca sürecek olan değişimlere, haftalar içinde adapte olmaya başladık. Sanki zaman ilerlerken, birden “hızlı ileri alma” düğmesine basma gibi bir hamle oldu. Bu konuları hurriyet.com.tr’deki yazılarımda da dile getirmeye çalışıyorum. Koronavirüsün iş yaşamında yarattığı fırtına etkisi ile birlikte, liderlerin ve İK yöneticilerinin pek çok süreci baştan tasarlamaları gereken bir dönemdeyiz. Pandemi, şirketlerin geleneksel operasyonel ve stratejik hedeflerini ciddi biçimde etkilerken bu süreçte öne çıkan yeni trendlerin etkisinin değerlendirilmesi, hızlı aksiyon gerektiren alanların belirlenmesi ve kriz kaynaklı hedef ve planların ne ölçüde değiştiğinin analizi daha da önem kazanıyor. Bu süreçte, değişime hızla adapte olup, çevik bir şekilde organizasyonlarını dönüştürebilen liderler, rekabette de şirketlerini öne çıkaracaklar. Yaşadığımız değişim süreci, değişime hızlı adapte olabilen esnek kuruluşların, beklenmedik krizler doğrultusunda rotalarını daha hızlı düzeltebildiklerini de çarpıcı bir biçimde gösteriyor.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Bu süreçte kimler daha başarılı bir süreç geçirdi sizce ve bundan sonrası nasıl planlanmalı?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Tamamen fiziksel operasyonlara dayalı, geleneksel işletmelerin çoğu (oteller, restoranlar, perakendeciler, marketler, vb.) büyük krizlerle baş etmek durumundayken günlük hayatımıza kesintisiz devam etmemiz dijital teknolojiler sayesinde oluyor. Bu süreçte, yeni dünyaya hazır olanlar gerçek anlamda öne çıktı ve rekabette farkı açmaya devam ediyor. Zorunluluktan, panikle, günü kurtarmak adına gerçekleştirilen çalışmalardan ve uygulamalardan ziyade, değişimi doğru anlayıp, analiz edip, işletmelerinin gereksinimleri doğrultusunda uygulamaya koyanların başarılı olduğu bir dönemdeyiz. Bundan sonra da bu şekilde devam ediyor olacak.</span></p><p><span style="color: #000000;">Değişime hızlı adapte olan, sektörel birikimini, deneyimini gelişen teknolojilerle harmanlayarak kendilerini doğru konumlayanların hayatta kaldığı bir dönem içerisindeyiz. Trendleri doğru yorumlayıp etkilerini anlayıp, odak ve uygulama alanlarını doğru tasarlayan şirketler, sektörlerini dönüştürüyor ve geleceği tasarlıyor olacak. Dijital kanallara yatırım yapmayan, dijital dönüşümü özümsemeyen, hatta “makyaj dijitalleşme” olarak nitelendirdiğimiz şekilde, süreçlerin yeniden tasarımını yüzeysel olarak gerçekleştiren firmalar, ne yazık ki yıkım ile karşı karşıya kalacak. Hatta yıkım o kadar hızlı kendini gösterecek ki birtakım stratejiler sonradan, büyük yatırımlarla uygulansa bile, artık geç kalınmış olacak.</span><br /><span style="color: #000000;">Günümüzün önemli trendlerinden omni-kanal yapısını kurgulamış ve işlerini bu strateji doğrultusunda yöneten şirketler, on-demand ekonominin gelişimini anlayıp, müşteri beklentileri açısından süreçlerinde geliştirme yapan firmalar, bu krizde büyük kazananlar oluyor.</span><br /><span style="color: #000000;">Bu kapsamda, yeni döneme ilişkin altyapı, süreç ve inovasyon odağında planlama yapmanın önemini hep vurguluyorum. Covid-19, günlük yaşamın ve işlerin olabildiğince rutininde devam etmesi adına dijital hazırlığın ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Kurumlar, öncelikli olarak, uzaktan çalışmaya imkân sağlayacak ve çalışanların fiziksel ortamdaki verimliliklerini dijital ortamda arttırmalarını destekleyecek teknoloji yatırımını gerçekleştirmeliler. Altyapı sorunları veya yeterli hazırlığın olmaması, kurumlara ciddi tehditler oluşturabilir. Dijital ortamda çalışan deneyimini doğru kurgulamak, çalışanların ortam bağımsız çalışmalarını sürdürmelerini sağlamak, uzaktan çalışmanın ön koşulu olarak karşımıza çıkıyor. Dijital dönüşümde oldukça sık bahsettiğimiz, “süreçlerin dijitalleşmesi”ni de bu süreçte öncelikli olarak ele almak gerekiyor. İşin yeni dünyaya göre adapte edilmesi için tüm süreçlerin dijital araçlar göz önünde bulundurularak baştan tasarlanması önem arz eden bir konu. Son olarak da yeni dünyanın fırsatları ve getirilerinin, kurumların yetenekleri ve sahip oldukları veriler doğrultusunda değerlendirilerek, inovasyon alanlarının belirlenmesi, kurumların yeni mavi okyanusları keşfetmesi açısından önem arz ediyor.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Koronavirüs ile birlikte evden çalışma modeli trend oldu. Bununla birlikte teknolojik birtakım değişimler de söz konusu oldu elbette. Teknoloji nasıl gelişti?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Teknoloji olmasaydı, bu süreçte işlerimizi devam ettirmek ve iletişimimizi kesintisiz bir şekilde sürdürmek mümkün olmayacaktı. Yeni normal ile değer yargılarımız, yaşantımız, alışkanlıklarımız, ritüellerimizin yanında; iş süreçlerinde de temel değişimler gözlemleyeceğiz. Evden çalışmak, “yeni normal”in temelini oluşturan yapı taşlarının başında geliyor. Pandemi, insanlık tarihinde şimdiye kadar gerçekleşen en büyük “evden çalışma” deneyi ile devam etmekte. Korona sonrasında, insanlar bu süreçte öğrendikleri ve deneyimledikleri uzaktan çalışma kültürünü, “yeni normal”lerine taşıyor olacaklar.</span><br /><span style="color: #000000;">Bununla birlikte, artık kesin olan eğitimin yeni normalinde de online eğitimler önemli bir yer alacak, ancak eğitim süreçlerinin tümünün online’a taşınmasını beklemek, tamamen “uzaktan çalışmaya geçeceğiz” gibi iddialı, çok da gerçekçi olmayan bir yaklaşım. Önümüzdeki dönemde, dijital teknolojilerin eğitime entegrasyonunun daha da hızlanacağı ve online eğitimin müfredatın ayrılmaz bir parçası olacağı da oldukça muhtemel.</span><br /><span style="color: #000000;">Karantinada, evde kalmak zorunda olduğumuz dönem, her kesimden insanı video konferans uygulamaları ile tanıştırdı. Öyle ki, evden çalışırken, iş arkadaşlarımız ile iletişim sağlamaktan toplantılar gerçekleştirmeye, derslerimize devam etmeye, doğum günü, mezuniyet gibi özel günleri kutlamaktan berberlerimizden ya da kuaförlerimizden saçımızı düzeltmek için tüyolar almaya veya doktorlara, terapistlere danışmaya, “happyhour”lardan, sanat aktivitelerine webinar ve konferanslardan sanal yemek ve buluşmalara kadar hem işlerimizi, eğitimimizi devam ettirmek, hem de eğlenmek, izolasyondan sıyrılmak ve sosyalleşebilmek için video konferans uygulamaları oldukça önemli birer destekleyicimiz haline geldi. İlerleyen dönemlerde yaşantımıza, pandemi sürecinde kullanmak zorunda kaldığımız tüm uygulamaları taşımayacağız ancak belki de en çok kullanmaya devam edeceğimiz teknolojilerin başında video konferans uygulamaları gelecek.</span><br /><span style="color: #000000;">Dijital içerik sağlayan video platformlarının da gerçek anlamda patlama göstermesi, insanların her zamankinden daha fazla etkileşime ihtiyaç duyduğu sosyal izolasyon sürecinde gerçekleşti. Nielsen tarafından yayınlanan bir rapora göre, “Evde Kal” kampanyaları tüketicilerin izlediği içerik miktarında neredeyse %60 oranında artışa yol açtı. Tüketici davranışlarındaki bu değişim, bundan sonrası için de bize önemli ipuçları veriyor: Bundan sonra da tüketiciler, izleyecekleri içeriklere herhangi bir cihazdan, istedikleri zaman, istedikleri yerde erişmek isteyecekler.</span><br /><span style="color: #000000;">Uzun yıllar, nakit kullanımını kaldırmak üzere uygulamaya konulan dijital ödeme sistemleri ve temassız ödemeler, salgının etkisi ile ilk defa bu kadar geniş kitlelerce kabul görmüş oldu. Bu süreç, pek çok ülkenin stratejileri arasına giren “nakitsiz toplum” vizyonunun da önünü açmış oldu. Dijital kanallarda da hız ve kolaylığı tadan müşteriler, tek tuşla ödemeyi tercih etmeyi sürdürecekler. Sosyal ağlara da “buy botton” seçeneği (alışveriş butonu) eklenmesiyle, perakendeciler ürünlerini sosyal ağlardan tanıtırken aynı zamanda müşterilerinin satın alabilmesi için yeni bir kanal da sunacaklar.</span><br /><span style="color: #000000;">Stadyumlar ilk defa bu kadar boş ve takımlar maçlarını taraftarlar olmadan oynamak durumunda kalsa da teknoloji ile yeni birtakım fırsatlar ortaya çıkarmak mümkün. Sanal gerçeklik (virtualreality-VR) teknolojisi, spor kulüpleri ve takımları için yeni gelir kanalları oluşturma amaçlı kullanılabilir. VR gözlükler ile taraftarlar evlerinde, takımlarının maçlarını, sanki teknik direktörün yanında ya da yedek kulübesinde izliyor gibi takip edebilecekler. VR ile oldukça farklı spor opsiyonları ya da oyun deneyimleri de evden gerçekleştirilebiliyor</span><br /><span style="color: #000000;">Pek çok müze de sanatseverler için eserlerini müşterilerinin evlerine ulaştırıyor. Artık, evdeyken bile dünyanın en iyi müzelerine sanal turlarla ulaşma imkânınız var. Önde gelen tiyatrolar da örneğin Danimarka’daki Kraliyet Tiyatrosu gibi, performanslarını dijital olarak sunmaya başladı.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Teknoloji bakımından daha ne gibi yenilikler bizi bekliyor?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Bu süreç şunu oldukça çarpıcı bir şekilde ortaya çıkardı: “Dijital dünya gelişmeye devam edecek, teknoloji sürekli yanımızda olacak ve her sektörün dijitalleşmesi hızlanacak.” Covid-19 ile birlikte evimiz, ofisimiz haline geldi ve işler sanallaştı. Video konferans uygulamaları hayatımızın olmazsa olmazlarından biri haline geldi. Video konferans uygulamaları, pek çok servis ve uygulamanın da dijital olarak sağlanmasını destekleyerek, sanal devrimin en büyük destekleyicilerinden birine dönüştü. Video-konferans uygulamaları üzerinden pek çok servise evimizden erişim sağlayabileceğiz. Örneğin bir takım servis sağlayıcılar ya da teknisyenler, elektronik cihazların uzaktan bakım ve onarımını sunmaya başlayarak hem servis sürelerini kısaltacak hem de bulunulan konumdan hizmet almanın önünü açmış olacak. Spor salonlarına gidilemediği günlerde, kişisel spor koçları dijital olarak egzersiz hizmeti sunmaya başladılar.</span></p><p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-2927 alignleft" src="https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2021/03/Ergi-Şener-rop-3-300x200.jpg" alt="" width="380" height="253" srcset="https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2021/03/Ergi-Şener-rop-3-300x200.jpg 300w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2021/03/Ergi-Şener-rop-3-1024x683.jpg 1024w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2021/03/Ergi-Şener-rop-3-768x512.jpg 768w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2021/03/Ergi-Şener-rop-3-696x464.jpg 696w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2021/03/Ergi-Şener-rop-3-1068x712.jpg 1068w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2021/03/Ergi-Şener-rop-3-630x420.jpg 630w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2021/03/Ergi-Şener-rop-3.jpg 1378w" sizes="(max-width: 380px) 100vw, 380px" /></p><p><span style="color: #000000;">Video konferans uygulamalarından sunulan servislerin artmasıyla birlikte, cihazlarımızda bu uygulamaları daha rahat kullanmak adına, dijital sanal asistanlara olan ihtiyaç da artış gösterecek. Önümüzdeki dönemde, dijital asistanların gerçekleştirebilecekleri görevlerde de değişiklikler olacak. Sanal asistanlar farklı kullanıcıların seslerini daha iyi tanıyarak, kullanıcılarına daha kişiselleştirilmiş deneyimler sunabilecek. Sanal asistanlara, açık platformlar sayesinde, pek çok alışkın olduğumuz servisin de entegre olacağını göreceğiz. Şimdiden bu asistanlar üzerinden Uber ya da taksi çağırılabilmekte, biten ürünlerin siparişleri verilebilmekte, restoran rezervasyonu yaptırılabilmekte ve uçak bileti satın alınabilmekte. Sanal asistanların uygulama alanları genişleme göstereceği gibi, akıllı asistanlar, akıllı ev/araba ya da tüketici elektroniği cihazları ile entegre bir biçimde çalışmaya da başlayacak.</span><br /><span style="color: #000000;">Çağrı merkezlerinde de artık bir insan ile konuşmaktansa, “chatbot”lar üzerinden destek alacağız. Chatbot’lar son yıllarda, her türden işletme için müşteri hizmetlerini iyileştirmek adına öne çıkan bir kanal haline geldi. Artık yemek siparişiniz sırasında, web sitesi üzerinden yazıştığınız ve pizza siparişinize yönelik serzenişte bulunduğunuz müşteri temsilcisi bir insan değil, bir dijital asistan… İlerleyen dönemde, sohbetlerin öncekilerden çok daha gelişmiş ve insana oldukça yakın chatbot’lar tarafından gerçekleşmesini bekleyebilirsiniz. Doğal dil programlaması ile artık tüketiciler, tıpkı canlı biriyle sohbet eder gibi hizmet alabilecekler.</span><br /><span style="color: #000000;">Bununla birlikte farklı sektörlerde fiziksel robotların da kullanımı artacak. Teslimatta, operasyonel süreçlerde, temizlik, servis süreçlerinde daha fazla fiziksel robot kullanımı gözlemleyeceğiz. Ev tipi sağlık teknolojilerine talep artacak. Dijital servislerin kullanımının artması ile birlikte, artan veri miktarı büyük oranda artış gösterecek. Teknoloji firmalarının faaliyet alanları ve ürün portföyleri, yeni kullanım alanlarına doğru esneyecek.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Yalnızca evden çalışanlar açısından değil de ofise geri dönenler bakımından da konuyu ele alırsak neler söylersiniz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">İşletmeler ve çalışanları evden çalışmanın, sadece “uygulanabilir” değil; aynı zamanda, bazı birimler açısından daha fazla üretkenlik sağlayacağını gördükten sonra, global ölçekte ofis kültürlerinde büyük bir değişim yaşanacak. Ofislerde daha az çalışan olmaya başlaması, ofisler için gereken çalışma alanını da azaltacak. Önümüzdeki dönemde, açık ofislerin ve paylaşımlı ofislerin de popülaritesi azalacak.</span><br /><span style="color: #000000;">Önde gelen araştırma şirketlerinden Gartner’a göre çalışanların %48’i Covid-19 sonrası dönemde de uzaktan çalışmaya devam edecek. Benzer şekilde, McKinsey’nin gerçekleştirdiği araştırmaya göre, pandemi sonrası dönemde, kuruluşların işgücünün en az yarısı tamamen veya kısmen uzaktan çalışacak. Bununla birlikte, Silikon Vadisi’nin alanında önde gelen şirketlerinden Twitter ve Square, arzu eden çalışanların, bundan böyle temelli evden çalışabileceklerini açıklarken Google, sene sonuna kadar evden çalışmanın geçerli olacağını ve sonrası için uzaktan çalışılacak pozisyonları belirlediğini bildirdi.</span><br /><span style="color: #000000;">Pandemi etkisini yitirdiğinde, uzaktan çalışma geçerliliğini sürdürüp, ofislere olan ilgi azalacaksa ve ofisler gerektiğinde ziyaret edilen ikincil çalışma alanlarına dönüşecekse, fiziksel ofislere olan yaklaşımın da değişim göstereceğini söylemek yanlış olmaz. Bundan böyle, pek çok kurumsal şirketin de isteğe bağlı çalışma alanlarını tercih edeceğini söyleyebiliriz. Ortak ofis kullanımları doğrultusunda, ofise giriş-çıkış sistemlerinin yönetimi, performans sistemlerinin yeniden düzenlenmesi ve konum doğrultusunda çok tercih edilen ofislerin kapasite kontrolünün gerçek zamanlı ve uzaktan gerçekleştirilmesi gibi mobil ve IoT bazlı sistemlerin de kurgulanması gerekiyor.</span><br /><span style="color: #000000;">Değişen koşullar, ofis ortamlarında da değişiklikleri zorunlu hale getirmekte ve acil değişimleri planlamayı gerektirmekte. Bundan böyle, tüm çalışanların aynı anda ofiste olmalarını beklemek, pek gerçekçi olmayacak; belirli birimler evden çalışmaya devam ederken, bazı şirketler dönüşümlü evden çalışma uygulamasını devreye alıyor olacak. Ofislere tamamen dönmek zorunda olan çalışanlar ise sağlık odaklı ve bireysel çalışmayı destekleyecek ofis düzenlemeleri konusunda beklenti içerisinde olacak. Pandemi öncesi, oldukça popüler olan, herkesin birlikte çalıştığı büyük ofis ya da açık ofislere artık oldukça mesafeli yaklaşılıyor.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Perakende sektörü bazında bir değerlendirmeniz olur mu? Dijital dönüşüm adına neler yapılmalı?</span></strong></p><p><img decoding="async" class="wp-image-2928  alignleft" src="https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2021/03/Ergi-Şener-rop-2-300x200.jpg" alt="" width="359" height="239" srcset="https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2021/03/Ergi-Şener-rop-2-300x200.jpg 300w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2021/03/Ergi-Şener-rop-2-1024x683.jpg 1024w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2021/03/Ergi-Şener-rop-2-768x512.jpg 768w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2021/03/Ergi-Şener-rop-2-696x464.jpg 696w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2021/03/Ergi-Şener-rop-2-1068x712.jpg 1068w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2021/03/Ergi-Şener-rop-2-630x420.jpg 630w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2021/03/Ergi-Şener-rop-2.jpg 1378w" sizes="(max-width: 359px) 100vw, 359px" /></p><p><span style="color: #000000;">Karantina döneminde, mağazaların belli bir süre kapanması, insanların uzunca bir süre evde kalmaları ve küresel tedarik zincirlerinde baş gösteren problemler nedeniyle, perakende sektörü ciddi sorunlar ile karşı karşıya kaldı. Daha önce, sektör açısından yenilik ya da “olursa olur, olmazsa olmaz” olarak nitelendirilen pek çok uygulama, bu dönemde hayati önem kazandı. Elektronik ticaretin birincil kanal haline gelmesi, dijital uygulamalara hızla adapte olunması, eve teslimat çözümlerinin devreye alınması ve temassız ödeme uygulamalarının teşvik edilmesi gibi…</span><br /><span style="color: #000000;">Dijitalleşme, perakende açısından sadece yeni kanallardan ürünlerin siparişi olarak değil, aynı zamanda mağazalarda sosyal mesafeyi korumaya ve güvenli alışverişi sağlamaya yönelik olarak da öne çıkıyor. Özellikle yoğunluğun fazla olduğu marketler, kamera ya da sensörlerin desteğiyle mağazalarındaki müşteri sayısını, yoğunluğunu anlık takip ederek, müşterilerinin sağlığını korumak için gerekli aksiyonları alıyor. Örneğin belirli sayıda müşteriye ulaşıldığında kapıların kapatılarak, daha fazla müşterinin içeriye alınmadığı, kasalarda veya meyve sebze reyonu gibi, diğer alanlara kıyasla daha fazla zaman harcanan bölümlerde ideal sosyal mesafenin hesaplanarak müşterilerin gerektiğinde uyarıldığı sistemler kullanılmaya başlandı. Yine yapay zekadan yararlanılarak, müşterilerin marketlere maskesiz girdiği durumlar da tespit edilebiliyor.</span><br /><span style="color: #000000;">Mağaza içi IoT çözümleri yardımıyla müşterilerin en çok tercih ettiği güzergahlardan ve en çok zaman geçirdiği noktalardan yola çıkarak, sosyal mesafeyi destekleyecek şekilde mağaza tasarımına yönelik düzenlemeler de gerçekleştirilmeli. Aynı şekilde, zincir mağazalar açısından mağazaların karşılaştırılması ve konuma göre performans analizleri çıkarılması da mümkün olmakta. Perakendeciler ayrıca en optimum çalışan sayısı ile müşterilerine en verimli servisi sağlamak için de IoT ve yapay zekâ odaklı analitik çözümlerden yararlanabilecek. Yine benzer çözümlerle mağazaların açılış ve kapanış saatlerinin kontrolü ya da personelin müşteri ile etkileşim analizleri de raporlanabilecek.</span><br /><span style="color: #000000;">Müşteri verilerinin doğru analiz edilmesi ve büyük veri tabanlı öngörü analizleri, müşterilerin değişen talep ve alışkanlıklarını ve bunların nedenlerini anlamayı, stok optimizasyonunu ve performans/müşteri yönetimi için daha doğru kararlar alınmasını da sağlamakta. Bu doğrultuda, perakendenin yeni normalinde veriden yararlanmak çok daha önemli hale geliyor. Hatta tematik günlerin, tatil zamanlarının ziyaret sıklığına etkisinden, hava durumundan, değişen müşteri tercihlerinden ve ekonomik parametrelerden yararlanarak indirimleri, kampanyaları ve mağaza açılış/kapanış saatlerini dinamik olarak anlık belirlemek de mümkün olabilecek.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Evde kaldığımız dönemde özellikle marketler eve servis konusunda farklı çözümler geliştirdiler ancak hazırlıksız yakalanıldığı da bir gerçekti. Teknolojiden bu noktada daha efektif olarak nasıl faydalanılmalı?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Her ne kadar mağaza içi dijital uygulamalar, müşterilerin sağlığını korumak adına hızla devreye alınsa da karantinanın marketler adına sebep olduğu en büyük değişim, e-ticarete yönelik ön yargıları yıkması ve dijital kanalları bundan sonra öncelikli hale getirecek ivmeyi kazandırması oldu.</span><br /><span style="color: #000000;">Market alışverişi açısından e-ticaret, yıllardır belli bir oranda artış göstermekle birlikte, beklentilerin oldukça uzağındaydı. Karantina dönemi, e-ticaretin, evdeki müşterilerin beklentilerini karşılamak adına oldukça verimli bir kanal olduğunu gösterdi. Bu süreç, dijital kanalları zorunlu olarak birincil kanal haline getirince, e-ticaretten ya da mobil siparişten şu ana kadar hiç yararlanmayan kitlelerin de bu uygulamaları denemesinin önünü açtı. Özellikle önceki dönemlerde bu kanalları kullanmaya çekinen üst yaş grubu kullanıcılardan belli bir oranını, bu kanalların kalıcı müşterisi haline getirme potansiyeli doğdu.</span><br /><span style="color: #000000;">Diğer yandan, çoğu perakendeci kâğıt üzerinde e-ticaret stratejilerinin hazır olduğunu düşünürken gerçek hayatta, bu kadar zorlu şartlar altında, tamamen dijital odaklı çalışmak durumunda kalınca, pek çok açıdan sınıfta kaldıklarını gözlemlediler. Müşteri deneyimlerini doğru kurgulamayan, uçtan uca tüm süreçleri göz önünde bulundurmayan, kısacası “daha zaman var” düşüncesinde olan işletmeler, acı gerçekle yüzleşmek durumunda kaldı. Bu şirketler, bırakın rekabete devam edebilmeyi; operasyonlarını sürdürmede bile başarılı olamadıkları gerçeğiyle karşılaştılar.</span><br /><span style="color: #000000;">Bu dönem, Covid-19 nedeniyle bir bakıma mecburiyetten, dijital teknolojilerle tanışan ve bunun için de hızlı seçimler yapmak zorunda kalan şirketler açısından da dikkatli olunması gereken bir süreç. Zaten evde uzun süre kalmaktan dolayı psikolojileri iyi durumda olmayan müşterilere, hiç beklemedikleri, “kötü” sürprizler yaşatan firmaların, daha da büyük sorunlarla karşılaşacakları aşikâr. Koronavirüs sürecinde, e-ticaret kapsamında benim de bizzat karşılaştığım ve çevremden de benzer şikayetleri duyduğum sorunların bir kısmı şöyle: Hatalı ya da eksik ürün teslimatı, teslimatta yaşanan gecikmeler, ödeme iadesinde yaşanan problemler, ürünlerin siparişten çok uzun süre sonra teslim edilmesi ve bekleme sürecinde alışveriş listenin güncellenememesi…</span><br /><span style="color: #000000;">Perakendenin yeni normalinde hem fiziksel mağazalarda hem de yeni kanallarda alışveriş deneyimini basitleştirecek dijital uygulamalar devreye alınmaya devam edilecek. Bunlardan biri, teslimatta sorun yaşayan ya da uzun süre beklemek istemeyen müşterilere yönelik, evden siparişlerini online kanallar üzerinden gerçekleştirdikleri ve ürünlerini, tercih ettikleri fiziksel mağazadan, belirledikleri zamanda aldıkları “Tıkla &amp; Al” (Click&amp;Collect) uygulaması. Bu uygulama, mağazalar açısından hem stok sorunlarının hem de mağazalarda trafiğin artmasından dolayı oluşabilecek problemlerin önüne geçmekte. Stok sorunu yaşayan mağazaların bir bölümü ise müşterilerini boş göndermemek adına mağazada sipariş alıp, eve direkt teslimat uygulamalarını devreye alıyor.</span><br /><span style="color: #000000;">Bu süreç, kasaya uğramaya gerek kalmadan, müşterinin ödeme sürecini kendisinin gerçekleştireceği, temassız alışveriş uygulamalarını da hızlandırdı. “Self check-out”ların artmasından, alışveriş arabalarına entegre edilen barkod okuyucu ile kasasız alışveriş süreçlerine ya da en uç nokta “Amazon Go” tarzı uygulamalara kadar teknoloji yatırımlarındaki artış, devam edecek.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">2021’de sizce bizleri neler bekliyor? Ofis ve ev dengesi açısından nasıl bir yapılanma göreceğiz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Pandemi sonrasında, evden daha fazla çalışıyor olacağız. İyimser tahminlerde öne çıkan konuların başında, evden çalışmanın oldukça verimli olduğu, şu ana kadar pek çok firmanın evden çalışma konusunda geç kaldığı, işlerimize giderken trafikte harcanan zaman, ofislerde çalışma süresini verimsizleştiren toplantılar düşünüldüğünde evden çalışmanın teşvik edilmesi yer almakta.</span><br /><span style="color: #000000;">Ben açıkçası bu tarz radikal değişikliklere ya da keskin stratejik hamlelere daha dikkatli yaklaşılmasından yanayım. Ben de Covid-19 sonrasında, evden çalışmada artış olacağına inanıyorum ancak evden çalışmanın belirli bir sistematiğe bağlanmasının zaman alacağını ve evden çalışma sürelerinin belirli periyotlarda artış göstereceğini düşünüyorum. Yapılan çalışmalar ayrıca aynı ortamda birlikte çalışan ekiplerin, sanal takımlara kıyasla sorunları daha hızlı çözme eğilimde olduğunu ve ekip uyumu açısından da uzaktan çalışmada sorunların daha fazla ortaya çıktığını göstermekte.</span><br /><span style="color: #000000;">Uzaktan çalışmanın artacağı ve bu tarz fiziksel tartışma ortamlarının azalacağı yeni normal sürecinde, özellikle inovasyon süreçlerini, “workshop”ları ve beyin fırtınalarını nasıl online ortama taşıyabileceğimizi de düşünmek gerekiyor.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Peki, evden çalışma dönemine geçiş evresinde başka nelere dikkat etmemiz gerekiyor?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Evlerimizin öncelikle evden verimli bir şekilde çalışmak için uyumlu hale getirilmesi gerekecek. Buna yönelik olarak öncelikle gerekli olan, internet ve teknik altyapıyı sağlamamız gerekiyor. Akabinde, evimizde uzaktan gerçekleştireceğimiz görüşme ve toplantılar için alanlar oluşturmamız ve yeni ev-ofis alanlarımızda da gerekli teknik ekipmanları bulundurmamız gerekiyor (laptop, tablet, kamera, monitor, kulaklık, şarj üniteleri, prizler gibi). Bu süreçte, evimizde kullanacağımız teknolojik gereçler ve ekipmanlara yönelik yapılan harcamaların artacağını tahmin etmek çok güç değil.</span><br /><span style="color: #000000;">Evlerimizden daha fazla çalışmaya başlayarak, evlerimizde geçirdiğimiz zamanı arttırdığımızdan dolayı, evlerimizin konumları da önem kazanıyor olacak. Pandemi süreci öncesinde de pek çok beyaz yakalı, ofislerinden ziyade toplantılarını kafe ya da restoranlarda gerçekleştirmekteydi. Evden çalışma sürecinde de bu tarz mekanların tercih edilmesi devam edecek. Bu nedenle sosyal mekanlara yakınlık, ev seçimlerinde etkili olmaya başlayacak.</span></p><p> </p><p><em><strong><span style="color: #000000;">Ergi Şener Kimdir?</span></strong></em><br /><em><span style="color: #000000;">2005 yılında, Sabancı Üniversitesi Mikro Elektronik Mühendisliği’nden mezun olduktan sonra, aynı üniversitede Bilgisayar Mühendisliği ve Yönetim alanında Sanayi Liderleri çift yüksek lisans programını tamamladı. Halen işletme alanında doktora eğitimime devam ediyor. Yüksek lisans eğitimi sırasında, Sabancı Üniversitesi’nin Yatırım Fonu, Inovent A.Ş. destekli NTT şirketinin kurucu ve yönetici ortağı olarak iş hayatına adım attı. Bu şirketin başarılı “exit”i sonrasında, 2009-2014 yılları arasında sırasıyla Garanti Ödeme Sistemleri, Turkcell, ve MasterCard bünyesinde çalışmalarını sürdürdü. Kurumsal çalışma dönemimde genel olarak dijital ödeme sistemlerinin ve bu alanda yeni dijital servislerin hayata geçirilmesi üzerinde çalıştı. 2014 yılından itibaren Fintech, IoT (Internet of Things- Nesnelerin İnterneti) ve yapay zekâ odağında farklı start-up’ların kuruluşunda ve yönetiminde yer aldı. Bu şirketlerin bir bölümü halen faaliyetlerine devam ettiği gibi, bir kısmının başarılı “exit”leri oldu. Aynı zamanda, iki yıl Hollanda merkezli bir kuluçka merkezinin yönetici ortaklığını gerçekleştirdi. Şu anda Payneer Ödeme Kuruluşu’nun kurucu CEO’su. Aynı zamanda, Sabancı Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesi’nde dersler veriyor ve öncü haber sitesi hurriyet.com.tr’de yazarlık yapıyor. Girişimcilik odağında edindiği tecrübeyi de hem belirli kuluçka merkezlerinde mentör olarak, hem de öne çıkan start-up’lara melek yatırımcı olarak aktarmaya çalışıyor.</span></em></p></div>								</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				</div>
		<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/ergi-sener-hayati-hizli-ileri-alma-dugmesine-basildi/">Ergi Şener: “Hayatı Hızlı İleri Alma Düğmesine Basıldı”</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vegan Yaşam Uzmanı Kevser Başkara: “Türkiye, Sağlıklı Bir Vegan Beslenme Cenneti”</title>
		<link>https://www.gidaperakendecileri.org/vegan-yasam-uzmani-kevser-baskara-turkiye-saglikli-bir-vegan-beslenme-cenneti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hünkar Görel]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2021 14:16:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gidaperakendecileri.org/?p=2899</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son dönemde beslenme söz konusu olduğunda en çok duyulan sözcüklerden biri, belki de “vegan” ama aynı zamanda hakkında en az bilgi sahibi olunan kelime de olabilir! Yalnızca bir beslenme trendi değil, tam anlamıyla bir yaşam tarzı olan veganlık, hayvansal olan her şeyi reddetmek demek. İlk bakışta zor bir geçiş ve zor bir yaşam gibi algılansa [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/vegan-yasam-uzmani-kevser-baskara-turkiye-saglikli-bir-vegan-beslenme-cenneti/">Vegan Yaşam Uzmanı Kevser Başkara: “Türkiye, Sağlıklı Bir Vegan Beslenme Cenneti”</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="2899" class="elementor elementor-2899">
						<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-3ef128ae elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="3ef128ae" data-element_type="section" data-e-type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-6c0ce5df" data-id="6c0ce5df" data-element_type="column" data-e-type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-5aacae7a elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="5aacae7a" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<div class="td-paragraph-padding-1"><h3><span style="color: #000000;"><strong>Son dönemde beslenme söz konusu olduğunda en çok duyulan sözcüklerden biri, belki de “vegan” ama aynı zamanda hakkında en az bilgi sahibi olunan kelime de olabilir! Yalnızca bir beslenme trendi değil, tam anlamıyla bir yaşam tarzı olan veganlık, hayvansal olan her şeyi reddetmek demek. İlk bakışta zor bir geçiş ve zor bir yaşam gibi algılansa da işi uzmanından dinleyince öyle olmadığı görülüyor. Vegan Yaşam Uzmanı olan Kevser Başkara’ya göre, “Türkiye, sağlıklı bir vegan beslenme cenneti!”</strong></span></h3><p><span style="color: #000000;"><strong>Röportaj: </strong>Bikem Ögünç</span></p><p><span style="color: #000000;">Veganlık dünyada yükseliyor. Günümüzde çok daha fazla insan hayvansal ürünleri reddediyor. Bu noktada sözü edilen yalnızca gıda ürünleri değil, bütünsel olarak yaşamı veganlık üzerine kurgulamak… Perakende sektöründe de bu konudaki yaklaşımlar ve yatırımlar, artan tüketici talebiyle birlikte çoğalıyor, elbette. Peki, “ben Vegan oldum” deyince, olunuyor mu? İşte, işin bu kısmı pek de basit değil. Basit değil derken, aklınıza çok zorlu bir yolculuk gelmesin. Yalnızca bu yaşam biçimini iyi okumak ve ardındaki derinliği özümsemek gerek. Vegan Diyetisyen Kevser Başkara, “Doğayı mahvettik, hayvanları kafeslere hapsettik, sanayi tipi ürünlerle hastalandık, şehirlere geldik ve kanser olmaya başladık. Bunlar doğadan değil, insandan geliyor. Biz bir yerlerde hata yaptık” diyor. Kevser Başkara ile A’dan Z’ye vegan yaşamı konuştuk. </span></p><p><strong><span style="color: #000000;">GPD Gelişim: Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;"><strong>Kevser Başkara:</strong> Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü lisans mezunuyum. 6 yıl önce vegan yaşama geçtim, böylece Türkiye’deki ilk vegan diyetisyen unvanını da almış oldum. Vegan beslenme ve vegan yaşamla ilgili çalışmalar yürüttüğümüz Vegitisyen markasını kurdum. Vegitisyen, vegan yaşamla diyetisyenliği birleştirdiğim, Türk Patent Enstitüsü onaylı, kendi bulduğum kelime. Önce Türkiye’de vegan beslenmeyi doğru bir şekilde anlatmak gibi bir gayem var. Vegan beslenmeyi kurumsal, bireysel, markalar bazında, yurt dışında, yurt içinde anlatıyorum. Akademik çalışmalara göre de iklim krizini, hastalıkları önlemek için vegan beslenme çözüm olabilir. Sosyal medyanın, iletişimin, bilginin ve bilimin gücüne inanıyorum. Tüm çalışmalarımı bu temeller üzerine kuruyorum. Bir de Türk Mutfağını dünya markası yapmak gibi bir isteğim var.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Vegan Yaşam Uzmanlığı nedir, insanlara bu konuda nasıl bir destek sağlıyorsunuz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Aslında bu, benim zaman içinde oluşturduğum bir çalışma alanı. Hayatın her alanında vegan yaşamı uyguladığım için bu konudaki bilgilerimi ve deneyimlerimi aktarmayı çok önemsiyorum. Vegan beslenme ve veganlık yayıldıkça da insanların çeşitli alanlarda benim gibi hem bilimsel yönü güçlü, uzman ve vegan birine ihtiyaç duyduğunu gördüm. Vegan beslenme ve vegan yaşam, dışarıdan görüldüğü gibi olmayabiliyor. Herkesin yaşamı farklı, yaşamından çıkardıkları farklı, bunca farklılık içinde bir de yaşam ve beslenme alışkanlıklarını değiştirmek kolay iş değil; bir mesai istiyor ama bu yaşamı zenginleştirmek için bir yandan da önemli. Vegan yaşamım hayatımın tüm alanlarında beni güçlendirdi ve donanımlı kıldı.</span><br /><span style="color: #000000;">Vegan Yaşam Uzmanlığı, kurduğum ve yöneticiliğini yaptığım, istihdam alanı sağladığım bir şirket olan Vegitisyen Danışmanlık tarafından yapılıyor. Örneğin vegan yaşama geçmek istediniz, A’dan Z’ye sizi bu yaşam biçimine hazırlıyoruz. Deterjanından alışveriş sepetine motivasyondan buluşmalara kadar planlıyoruz ve vegan beslenmeyi sürdürülebilir bir şekilde yaşamınıza katmanızı sağlıyoruz. Kurumlara ise vegan yaşam ve beslenmenin gezegenin, ülkenin ve insanların sürdürülebilir yaşamına sağladığı katkılarla ilgili seminerler düzenliyor, eğitimler veriyoruz. Şimdilerde diyetisyenlere de istihdam yaratmaya başladık. Çünkü vegan beslenmeyi en iyi anlatacak olanlar, beslenme uzmanlarıdır.</span><br /><span style="color: #000000;">Sadece bu çalışmaları yapmakla kalmıyorum, diğer yandan vegan üretimler, iş modelleri ve vegan yaşam için çeşitli disiplinlerle teşvik çalışmaları da yürütüyorum. Boğaziçi Mezunlar Derneği, Gastronomi Turizmi Derneği beraber hareket ettiğim kurumlar arasında.</span><br /><span style="color: #000000;">Amsterdam gibi Avrupa şehirlerindeki mekanlara Türk Mutfağı Menü Danışmanlığı veriyorum. Türk Mutfağı, benim çıkış noktam oldu. Ben bir Antakyalıyım, mutfak kültürü doğuştan işleniyor bize. Biz yurt dışındaki vegan yaşayanlar gibi beslenmiyoruz, salça, nar ekşisi olmadan sofra kurulmaz bizde. Bu Türk Mutfağı’nı vegan hale getirme işi çok sevildi, demek insanlar kendi kültürlerinden bir şeyler görmek ve vegan beslenmek istiyorlar. Diğer yandan Dünya Boks Şampiyonu Ünsal Arık gibi dünya klasmanında sporculara vegan beslenme danışmanlığı veriyorum.</span><br /><span style="color: #000000;">Son iş birliğimiz ise sanıyorum Türkiye’de vegan beslenmenin yönünü değiştirecek nitelikte: İngiltere-Türkiye ortaklığı GradeZone olarak, Vegan Society’nin Vegan Trademark’ının Türkiye, KKTC ve Azerbaycan temsil haklarını aldık. Vegan Society, veganlığın hala kullandığımız tanımını yapan, dünyadaki ilk ve en köklü vegan topluluğu; dünyadaki vegan camiada çok güçlüler. Bu iş birliğiyle hem veganlığın özünü anlatacağız hem de Türkiye’de ivmeyle yükselen vegan pazarlama konusunda daha da aktif çalışacağız.</span><br /><span style="color: #000000;">Bir de insanlar bir veganın tatlı tatlı veganlık anlatımını çok sevdi, en çok beslendiğim kısım bu.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Siz vegan olmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Yıllar süren iklim, sağlık ve etik okumaların ardından bir gün “Ben bunu uygulamalıyım” dedim ve başladım. Türk Mutfağı’nda vegan olan ya da vegan hale getirilebilen çok sayıda taraf var. Yarı Antakya yarı Giritli olmam, beslenme ve diyet uzmanı olmam, gündemi takip etmem, en önemlisi adeta bir merak makinesi olmam, çok işime yaradı. İşlerimi geliştirmemde de bunların hepsi etkili oldu. İnsanlar vegan beslenmeyi anlatışımı sevdiler ve buradayım. 6 yıldır %100 vegan yaşıyor ve vegan besleniyorum.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Vegan beslenmek, son zamanların önemli trendlerinden biri. Ancak bir trend olmanın ötesinde birçok insan için artık bir yaşam tarzı. Öncelikle Veganizm hakkında bilgi verir misiniz? Olmazsa olmazları nelerdir, neden bu yönde bir eğilim var, son zamanlarda?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Veganlık, hayvan kullanımını hayatın tüm alanlarında reddetmek ve alışılagelmiş hayvansal kullanımlar yerine vegan alternatifler üretmektir. Hayatın hayvan kullandığımız en önemli alanı beslenme. Veganlık denilince beslenme konusunun akla gelmesi biraz anlaşılabilir bu nedenle. Veganlığın olmazsa olmazı, hayvan kullanımını reddetmektir. Tüm yapıyı bunun üzerine inşa ederiz. Benim önemle üzerinde durduğum konu, kendi kültürümüzle harmanlamak konusu. Veganlığın çıkışı, Türkiye’de olmadı; İngiltere, Almanya gibi memleketlerde oldu. Biz onlara bakarak tıpkısının aynısı şekilde vegan yaşarsak bu eğreti durur. Ben Türk kültürünü veganlıkla birleştiriyorum ve bu, oldukça başarılı bulunuyor. “Aaa” diyor, “Vegan Tepsi Kebabı, nasıl yapıyorsun?” Mesela İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde Gıda Girişimcilerine Vegan Adana Kebap Atölyesi hazırladım. Bunlar dikkat çekiyor, beğeniliyor, merak ediliyor. Biz veganlığı kitlelere anlatmak istiyorsak yöreselliği ön planda tutmalıyız.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Vegan olarak yaşamak ve “Türkiye’de vegan olarak yaşamak” arasında farklar neler?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Öncelikle, yenilikleri hemen sarıp sarmalayan bir kültürümüz yok. Vegan beslenme veya vegan yaşam, bizim için yeni bir kavram. Zaman vermemiz lazım. İnsanlar hemen anlayamayacak. Hayvansal yiyeceklerin yoğun olduğu ataerkil-feodal bir kültür yapımız var. Et yemek, ataerkillikle bağlantılı. Biz kültürüne, geleneklerine bağlı kalmayı seven insanlarız. Beraber aynı yemeği yemenin bizdeki anlamı çok farklı… Aslına bakarsanız ben de öyleyim, değişmek istemem pek; lezzetlerimin değişmesi, yaşamımın değişmesi beni mutlu etmez. Çünkü değişim, can yakan bir şeydir. Bunun bilimsel olarak da açıklaması var; değişim, fiziksel darbeler almışçasına canımızı yakar. Ama doğayı mahvettik, hayvanları kafeslere hapsettik, sanayi tipi ürünlerle hastalandık, şehirlere geldik kanser olmaya başladık. Bunlar doğadan değil, insandan geliyor. Biz bir yerlerde hata yaptık. Şimdi bu hataları toparlamanın peşindeyiz. Hayvanlara kapalı kapılar ardında ne zulümler yapıldığını görseniz, inanın et de yumurta da yiyemez, süt içemezsiniz. Peki, bunları yemeden sağlıklı yaşam mümkün mü? Türkiye’de mümkün değilse başka hiçbir yerde mümkün değildir. Bu işe beslenme ile başlamak en iyisi olabilir, çünkü insanların normal zamanda pek umursamadıkları sağlıkları, vegan deyince birdenbire dikkatlerini çekiyor. Aslında Türk Mutfağı’nda adı vegan olmayan çok sayıda lezzetimiz mevcut ama biz et ve diğer hayvansallarla yapılanlara çok alışmışız. Örneğin, sebze ustası görmedim ben ama kebap ustası çok gördüm ya da meyvelerden tatlı yapan bir usta görmedim. Umarım bir gün çıkar.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Türkiye’de bu kültür henüz yeni benimseniyor. Ürün bulmakta zorlanıyor musunuz bir vegan olarak?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">İstanbul’da merkezi bir bölgede yaşadığım için zorlanmıyorum, bir de online sipariş ile artık her türlü vegan ürüne ulaşılıyor. Ancak, ben öyle çok vegan ürün aramıyorum, dediğim gibi mutfak kültürü gelişkin bir aileden geliyorum. Bizim harika bir mutfağımız var. Vegan ürün dediğimiz illa vegan süt, vegan sucuk değil, böyle bir yanılgı var, maalesef. Aslında bir bulgur bir kuru fasulye, özünde vegandır. İnsanlar vegan deyince sürekli vegan süt, vegan peynir aldığımızı düşünebiliyor. Türk Mutfağı’nın kıymetini bilsek, başka ülkelerin bizden uzak beslenme alışkanlıklarına özenmesek, çok daha kolay olacak bu iş.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Türkiye vegan ürünlerin yetişmesi bakımından nasıl bir ülke sizce? Gastronomi turizmini bu açıdan destekleyen bir üretim alt yapımız olduğunu söyleyebilir misiniz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Türkiye sağlıklı bir vegan beslenme cenneti. Bakliyatlar, tahıllar, sebzeler, meyveler ve yağlı tohumlar, zaten vegan yiyecekler. Ancak kuru fasulyeyi tereyağı, bulgur pilavını et suyuyla yapıyoruz. Bu yerleşmiş bir alışkanlık. Gastronomi turizmini bu açıdan destekleyen bir üretim alt yapımız olduğunu düşünmüyorum. Bu alana çok çalışmamız lazım. Gelecekte var olmak istiyorsak vegan beslenme konusu, çok önemli. Gastronomi turizminde altyapıyı kurmak için sanırım biraz cesarete ihtiyacımız var. Gündemimiz malum; pandemi, siyasal gündem vs. Ancak geleceğe dair bir haber göremiyorum, Türkiye basınında. Biz geleceğe dair söz söylemeliyiz. Gastronomi alanında da bu söylem, “vegan” olacaktır.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Bir işletme, vegan olmaya karar verirse neler yapmalı?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Çarpraz bulaş ve bulaş riski… Bir işletme eğer vegan üretim yapmaya niyet ettiyse önce bu konuda eğitim almalı. Vegan beslenme nedir, vegan beslenmenin geleceği nedir, gelecekte var olmak için vegan beslenme ne kadar önemlidir? Ben Vegitisyen Danışmanlığı kurduğumda bugünkü kadar bilinmiyordu. Ama anlata anlata, konferanslar, bilimsel yayınlar derken şimdi Londra’daki başka bir şirketimiz olan GradeZone ile Vegan Society’den vegan standardizasyonunun tüm haklarını aldık. Türkiye, KKTC, Azerbaycan’da vegan pazarda etkinliğimiz, yüksek düzeyde olacak. Yıllardır söylüyorum; elimizde güçlü bir mutfak kültürü var, bakın veganlığın merkezi olan ülkelerde bir mutfak kültürü yok ya da bizimki kadar güçlü değil. Mesela İngiltere… Biz, İngilizlerle çalıştığımız için onlara bizim mutfağı sürekli anlatıyoruz. Şaşırıyorlar. İnanın bir aşure, bir mercimek köftesi, bir kuru fasulye; bizim kadim vegan lezzetlerimiz. Bir de mesela kebapları rahatlıkla vegan hale getirebiliyoruz.</span><br /><span style="color: #000000;">İşte bunların hepsi eğitimle olacak şeyler. “Türkiye’de kaç vegan var ki?” diye soranlar oluyor. Dünya artık başka bir yer, trendleri yakalamak zorundasınız çünkü müşteri kitleniz değişiyor. İnsanların taleplerini dinleyin. İnsanlar bundan 20 sene önceki gibi değil, daha bilinçli. Bu bilinçli insanlar da vegan besleniyor. Google Trends’de vegan değişim grafiklerinin çok net yükseldiğini, hatta geometrik arttığını görebiliyoruz.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Şimdilerde perakende marketlerde vegan ürünlere özel raflar da hazırlanıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Açıkçası mutlu oluyorum. Market rafları aslında trendleri yöneten, önemli basamaklardan biri. Türkiye’de nüfusun %92,3’ü il veya ilçe merkezlerinde yaşıyor. Buralarda kişilerin çoğunluğu marketlerden alışveriş yapıyor. Tüketim alışkanlıklarına baktığımızda kentli, bilinçli insanlar trendleri belirliyor. Bu insanlar artık sütün veganını, etin veganını arıyor. Benim bir vegan olarak vegan çamaşır deterjanına, bulaşık deterjanına, vegan roll-on’a ihtiyacım var. Beni takip eden binlerce kişi de bu şekilde… Tüketim trendlerine yön verenler artık vegan ürünler talep ediyor. Bu talebe kim yanıt verirse, işte onlar gelecekte de var olacaklar. Vegan market gelişiyor. Yeni yeni markalar, köklü markalar vegan seçenekleriyle daha çok girecek pazara.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Bir vegan olarak, vegan yaşam tarzını benimseyenlerin yaşadığı en büyük zorluk nedir sizce?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Sosyal baskılar, vegan beslenmeyi bilmemek, hazır ürünlerle beslenmeyi vegan beslenme sanmak… Vegan yaşamda zorluk göreceli! Ama Türkiye gibi ülkelerde zaten yaşamın kendisi zor; çalışma hayatı zor. Bu temel zorlukların üstüne bir de pratiklerimizin gelişmediği vegan beslenme gibi bir konu eklenince, bu noktada kişilerin kendini ne kadar geliştirdikleri ortaya çıkıyor. Hayat konusunda gelişmekten bahsediyorum. Mesela ben zorluklarla karşılaştığımda yepyeni fırsatlar geliyor, diye düşünürüm. Refahta insan gelişemez. İnsanın gelişimi için zorluklarla karşılaşıp konfor alanından çıkması lazım. Vegan beslenme, benim hayatımda yaratıcılığımı zorlayan ve beynimde yepyeni kıvrımlar oluşturan bir süreç. Yeni şeyler öğrenmekten hoşlanıyorum. Temelde vegan yaşamda en çok zorlanılan kısımlardan biri, sosyal baskılar. Toplumumuzda özellikle sosyal medyada bunu sıklıkla göreceksiniz. Farklı olanı hemen kucaklamayabiliyoruz, ama zamanla bunu başaracağız. O becerimiz de epey yüksek. Bu, biraz feodal kültürün getirisi. Feodal kültürde kültürün dışına çıkmak ayıplanır, toplumdan dışlanmanıza neden olur. Toplumsal yaşamda dışlanma, büyük bir halk sağlığı sorunudur. Hiçbirimiz toplumdan dışlanmak istemeyiz. Ama farklılıklarımızı kabul edip başka bir şey söyleyeni önyargısız dinleyebilmek, bu toprakların ihtiyaçlarından biri. Vegan yaşayan biri olarak biraz da tanınan diyelim, görece tabii, insanların çeşitli tepkileriyle karşılaştım, binlerce kişiyle sohbet ettim. Bir kere kesinlikle saygı duyuyor insanlar, nefsine hakimiyet konusundan dolayı. Bu büyük bir saygıyı hakkediyor. Vegan yaşamıyor olabilirsiniz ama çeşitli hassasiyetlere karşı özenli davrandığımızda sağlıklı bir toplum olabiliriz.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Pek çok insan yetersiz veya yanlış bilgilendirmeler nedeniyle vegan olmanın sağlığa olumsuz etkileri olduğunu düşünüyor. Bunun pek çok sebebi var! Başta protein alamayacaklarını düşünüyorlar. Siz bir vegan yaşam uzmanı olarak en doğru cümlelerle bu konu hakkında ne tür bilgiler paylaşırsınız?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Protein konusu bilim camiasınca da yavaş yavaş kırılıyor. Protein, vücudumuz için gerekli bir makro bileşen. Biz kaliteli ve kalitesiz diye öğrendik ancak sonradan iyice araştırınca aslında “yeterli ve dengeli” bitkisel beslenince bir eksiklik kalmadığını gördük. Diğer yandan hayvansal protein ile bitkisel proteini karşılaştırıp arada fark bulamayacağımızı söylerim. Önemli olan, çeşitli bitkisel beslenmektir. Yukarıda saydığım besin gruplarını çeşitlendirerek, kaliteli ve miktarınca tüketmek, oldukça önemli. Hayvansal beslenseniz de tek başına bir gıda yeseniz zararlı.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Bir vegan, markete gittiği zaman, hangi ürünleri rahatlıkla satın alabilir? Öte yandan vegan olduğu düşünülen ama aslında olmayan ürünler var mıdır?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Bakliyatlar, tahıllar, sebzeler, meyveler ve yağlı tohumlar rahatlıkla alınabilir. Bunların hepsi vegandır. Ancak, mesela balın vegan olmadığı bilinmiyor. Bir de katkı maddeleri var. Katkı maddeleri hala çok net olmayan maddeler içeriyor. Lakto, ovo, jelatin gördüğümüzde içeriğinde hayvansal olduğunu aklımıza getirmemiz lazım. Ben bir araştırma yaptım ve vegan olup olmadığı kesinleşmemiş birçok katkı maddesine rastladım.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Perakende sektörüne bu konuda ne gibi tavsiyeleriniz olabilir?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Türkiye’nin yükselen nüfus artışı beraberinde kentleşmeyi getirdi. Kentleşme de artan hane halkı harcamalarını… Biz Türkiye olarak perakendede, Avrupa’da en iyi ilk 10’dayız.</span><br /><span style="color: #000000;">Avrupa ve Amerika’daki danışanlarıma, iş ortaklarıma “Orada hangi Türk malları var?” diye sorduğumda birçok ürün çıkıyor. Bu konuda iyiyiz. Ancak perakendede bir atılıma ihtiyacımız var. Tüketici davranışları değişiyor. Bundan 20 yıl önce, işlenmiş şekerin zararlarını bu kadar duymuyorduk, artık duyuyoruz; insanlara işlenmiş şekersiz ürünler sunmak, perakende sektörünün işi. Kitlelerin sesine kulak vermeyen perakendecilerin işi zorlaşacak. Kitleler ne diyor?</span><br /><span style="color: #000000;">İnsanlar bir anlam arıyor, pandemiyle bunu net olarak gördük. Biz doğaya ne yaptık, hayvanlara ne yaptık da bunlar geldi başımıza, dedik. Tüketiciler hayvansallardan, aşırı işlenmiş yiyeceklerden kaçıyor. Etiket okuyorlar.</span><br /><span style="color: #000000;">Perakendecilere öncelikle işi ciddiyetle ele almalarını öneririm. Bu iş, anlık kararlarla, bir anlık trend yükselişiyle değil, planlı olarak ele alınmalı. Bundan beş yıl önce Silikon Vadisi’nde Beyond Meat’in ne kadar yükseleceği öngörülmüştü. Bizim de böyle stratejik hedeflerle hareket etmemiz gerekiyor. Avrupa pazarı bizim ürünlerimizi seviyor. Vegan alanı bizim için bulunmaz bir fırsat.</span></p></div>								</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				</div>
		<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/vegan-yasam-uzmani-kevser-baskara-turkiye-saglikli-bir-vegan-beslenme-cenneti/">Vegan Yaşam Uzmanı Kevser Başkara: “Türkiye, Sağlıklı Bir Vegan Beslenme Cenneti”</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>LEAD Network Başkanı Aysun Zaman: “Kadınlar İş Hayatında Sadece Cinsiyet Eşitliğini Sağlamak İçin Değil Ekonomik Değer Yaratmak İçin de Daha Fazla Yer Almalılar”</title>
		<link>https://www.gidaperakendecileri.org/lead-network-baskani-aysun-zaman-kadinlar-is-hayatinda-sadece-cinsiyet-esitligini-saglamak-icin-degil-ekonomik-deger-yaratmak-icin-de-daha-fazla-yer-almalilar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hünkar Görel]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2021 10:19:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gidaperakendecileri.org/?p=2873</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye dahil 8 farklı Avrupa ülkesinde 8000’i aşkın üyesiyle faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütü olan LEAD Network, perakende ve tüketici ürünleri sektöründe çalışan, kadın odaklı ilk ve tek kâr amacı gütmeyen dernek. Lead Network Türkiye’nin Başkanı Aysun Zaman ile hem dernek faaliyetlerini hem de amaçlarını ve hedeflerini konuştuk. Kadınları yukarı pozisyonlara doğru çıkarken kaybettiğimizi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/lead-network-baskani-aysun-zaman-kadinlar-is-hayatinda-sadece-cinsiyet-esitligini-saglamak-icin-degil-ekonomik-deger-yaratmak-icin-de-daha-fazla-yer-almalilar/">LEAD Network Başkanı Aysun Zaman: “Kadınlar İş Hayatında Sadece Cinsiyet Eşitliğini Sağlamak İçin Değil Ekonomik Değer Yaratmak İçin de Daha Fazla Yer Almalılar”</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="2873" class="elementor elementor-2873">
						<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-3ef128ae elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="3ef128ae" data-element_type="section" data-e-type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-6c0ce5df" data-id="6c0ce5df" data-element_type="column" data-e-type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-5aacae7a elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="5aacae7a" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<div class="td-paragraph-padding-1"><h3><span style="color: #000000;"><strong>Türkiye dahil 8 farklı Avrupa ülkesinde 8000’i aşkın üyesiyle faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütü olan LEAD Network, perakende ve tüketici ürünleri sektöründe çalışan, kadın odaklı ilk ve tek kâr amacı gütmeyen dernek. Lead Network Türkiye’nin Başkanı Aysun Zaman ile hem dernek faaliyetlerini hem de amaçlarını ve hedeflerini konuştuk. Kadınları yukarı pozisyonlara doğru çıkarken kaybettiğimizi söyleyen Zaman, kadınların üst yönetimlerde yer alma oranının artmasının finansal etkilerini gösteren birçok araştırma olduğunun da altını çiziyor.</strong></span></h3><p><span style="color: #000000;"><strong>Röportaj: </strong>Hünkar S. Görel</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>GPD Gelişim: Bize kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?</strong><br /><strong>Aysun Zaman:</strong> 25 yılı aşkın süredir perakende sektöründe profesyonel olarak yer almaktayım. Şu anda Migros Ticaret A.Ş Pazarlama Direktörü olarak görev yapıyorum. Aynı zamanda LEAD Network Başkanı ve kurucu üyelerindenim.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">LEAD Network’ün tarihçesini, misyonunu ve vizyonunu anlatabilir misiniz? Globalde ve Türkiye’de kaç üyeniz bulunuyor?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">LEAD Network, Amerika’da faaliyet gösteren “Network of Executive Women”dan ilham alınarak 2014 senesinde, Amsterdam merkezli olarak kurulan bir organizasyon.</span><br /><span style="color: #000000;">Perakende ve tüketici ürünleri sektöründe çalışan, kadın odaklı ilk ve tek kâr amacı gütmeyen dernek ve Türkiye dahil 8 farklı Avrupa ülkesinde 8000’i aşkın üyesiyle faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütü. LEAD Network Türkiye, 5 üyesiyle birlikte 2015 yılında kurularak 2017 yılında dernek statüsüne sahip oldu. LEAD Network, Ahold Delhaize, CostCo, Metro, Waitrose, ICA gibi perakendecilerin yanı sıra P&amp;G, Kimberly Clark, RB, GSK, Danone, Pepsico, Johnson &amp; Johnson, Coca Cola, Unilever, Mondelez, Nestle gibi tedarikçiler tarafından da destekleniyor. Şu anda yaklaşık 700 üye ve 55 kurumsal destekçi ile faaliyetlerimize devam ediyoruz. Kurumsal destekçilerimiz arasında Atasun Optik, Arzum, Avon, A101, Barilla, Boyner Grup, Barry Callebout, Bizim Toptan, Burda Bebek, Carrefoursa, Chep Türkiye, Coca-Cola İçecek, Colgate-Palmolive, Danone, Dr. Oetker, Dydo, Eczacıbaşı, Gittigidiyor, Givaudan, GlaxoSmithKline(GSK), GroupeSEB, HARIBO, Hayat Kimya, Henkel, Hero Baby, HMK, Johnson &amp; Johnson, Kellogs, KFC Türkiye, Kimberly-Clark, Koton, Lila Group, Little Ceasers, Man Power, MediaMarkt, Metro, Migros, Mondelez, Nestle, Nielsen, Nivea Beiersdorf, Olmuksan, Onur Market, Özay Hukuk Bürosu, PepsiCo , Pernod Ricard, Philip Morris, Pladis, Procter &amp; Gamble, Reckitt Benckiser, Securitas, Teknosa, Tchibo Türkiye, Unilever, Uno gibi sektörün önemli kurumları yer alıyor.</span><br /><span style="color: #000000;">Her seviyede eşit temsil vizyonu ile hareket eden derneğimizin misyonu; yetenekli kadınları sektörde daha üst seviyelere taşırken bilgi, eğitim ve tecrübe destekleri sağlayıp kadın liderlerin sayısını, itibarını ve etkilerini arttırarak sektörümüze katkıda bulunmak.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">LEAD Network’te bireysel ve kurumsal olmak üzere iki farklı üyelik mevcut. Derneğin üye yapısı nasıl? LEAD Network’e neden üye olunmalı?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Lead Network, Türkiye dahil 8 Avrupa ülkesinde faaliyetlerine devam ediyor. Avrupa’da ise 9000 üyesi mevcut. 2021 yılı hedefimiz, 10 binleri aşmak.</span><br /><span style="color: #000000;">İki tür üyeliğimiz mevcut; bireysel ve kurumsal üyelik. Bunun dışında akademik ve onursal üyeliklerimiz de bulunuyor.</span><br /><span style="color: #000000;">Oluşumumuz, perakende ve tüketim malları sektöründe faaliyet gösteren üst düzey kadın ve erkek yöneticilerden oluşuyor. Sektör spesifik olması anlamında Avrupa ve Türkiye’deki ilk ve tek dernek olduğumuzu da belirtmek isterim.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Bireysel ve kurumsal üyelerinize neler sunuyorsunuz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Her ay farklı konuşmacıları misafir ettiğimiz ve artık bir klasik haline geline aylık kahvaltı buluşmalarımızla hem sektörün rol modelleri ile bir araya geliyor hem de network imkânı sunuyoruz.</span><br /><span style="color: #000000;">Liderlik eğitimleri, sektörel bilgi ve deneyim paylaşımı, mentorluk programı, yıllık konferanslar yine faaliyetlerimiz arasında yer alıyor. Çok yakın zamanda lansmanını yapacağımız, Koç Üniversitesi ile iş birliği yaptığımız bir de mini MBA programı üzerinde çalışıyoruz.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">LEAD Network olarak yılın belli dönemlerinde çeşitli eğitim programları düzenliyorsunuz. Bu programlardan bahsedebilir misiniz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Ekonomi, liderlik, sektörel sorunlar, kişisel gelişim gibi pek çok önemli konuda uzman konuşmacıları ağırlıyoruz. Eğitimlerimiz de liderlik veya kişisel gelişim içerikli oluyor.</span><br /><span style="color: #000000;">Bunun yanında Ekinoks buluşmalarımızda yılda 2 kez olmak üzere, gece ve gündüzün eşit olduğu günlerde üyelerimize kişisel gelişim eğitimleri hazırlıyoruz.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Mentorluk programınız hakkında bilgi verebilir misiniz? Programın amacı nedir?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">LEAD Network Türkiye olarak 2018 yılında hayata geçirdiğimiz “LEAD to LEAD” Mentorluk Programı’nın 3. dönem lansmanını 16 Haziran’da muhteşem bir dijital etkinlikle gerçekleştirdik. European Mentoring and Coaching Council (EMCC) tarafından sertifikalandırılmış LEAD to LEAD Mentorluk Programı’ndaki temel amacımız, çok kıymetli deneyimlere sahip değerli mentorlarımız ile sektörün önde gelen şirketlerinde çalışan kadın liderlerimizden oluşan hevesli mentilerimizi bir araya getirerek üst düzey yönetime katılımlarını veya daha etkin rol almalarını sağlamak üzere gelişimlerini desteklemek.</span><br /><span style="color: #000000;">16 Haziran tarihinde gerçekleştirdiğimiz lansmanımız ile başlattığımız 3. dönem LEAD to LEAD Mentorluk Programımız, 2021 Mart ayında sona erecek olup; bu süre zarfında katılımcılarımızın minimum 6 adet birebir görüşme yapmalarını bekliyoruz. Ayrıca programımıza bu yıl eklediğimiz bir diğer gelişim yolculuğu fırsatı ile iş ortağımız MCT (Management Center Türkiye) tarafından hazırlanan Ekim ve Mart aylarında toplam 4 gün sürecek olan eğitim programlarıyla gelişimlerini destekleyeceğiz. Ayrıca bu sene ilk kez Ocak ayında, mentorlarımız ile vizyoner sohbet amaçlı bir buluşmayı da ajandamıza aldık.</span><br /><span style="color: #000000;">LEAD Network Türkiye olarak; derneğimizin kuruluş amacı olan üst düzey kadın çalışanları desteklemek adına yürüttüğümüz LEAD to LEAD Mentorluk Programı ile üyelerimize mesleki katkının yanı sıra, değerli bir deneyim sunmaktan dolayı çok mutluyuz. Bu programın üyelerimize özel ve ücretsiz olduğunu da ayrıca belirtmek isterim. Programda mentorlerimizdeki kadın ve erkek oranında da dengeli olmaya gayret gösterdik; oranımız kadın %40, erkek %60 oldu.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Her yıl düzenlenen LEAD Network konferansı da oldukça ses getiren etkinliklerinizden biri. 2020’de İstanbul’da gerçekleştirilecekti. Şu andaki durum nedir? Konferans ne zamana ertelendi? Bu etkinliğin önemi nedir?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Öncelikle her sene özel tartışma ve konuşmacı bölümlerinin yer aldığı LEAD Network Türkiye konferansımızı düzenliyoruz. İlk konferansımızda Muhtar Kent’i misafir etmiştik, ikinci konferansımızda ise sektörümüzün çok değerli yöneticileriyle bir araya geldik.</span><br /><span style="color: #000000;">Diğeri ise LEAD Network Avrupa’nın düzenleyeceği global konferans. Global konferansın 7-8 Ekim 2020’de ev sahibi İstanbul ve Türkiye olacaktı fakat pandemi nedeniyle 2021’de fiziki olarak İstanbul’da yapılarak online olarak gerçekleşmesi kararı alındı. 2021 yılındaki konferansla birlikte 600’den fazla global partner ve üyeye İstanbul’da ev sahipliği yapacağız.</span><br /><span style="color: #000000;">2020 yılında konferansımızı yapamadık ama bunun yerini çok hızlı organize olduğumuz webinar’larımız aldı. Çok kıymetli konu ve konuşmacılardan oluşan 20’den fazla webinar ile üyelerimizi bu zorlu dönemde de yalnız bırakmadık. Bu webinar’ların konularını ise çok geniş bir yelpazede, tamamen üyelerimizin ihtiyaç ve beklentilerine yönelik tasarladık. Örneğin; etkili evden çalışma yöntemlerini, pandemi döneminde artan kadına şiddet vakalarını, ekonomiyi ve değişen tüketici davranışlarını konuştuk. Yani, durum ve koşullara adapte olarak, her zamanki gibi üyelerimizin yanında olarak gelişimlerine katkı sağladık. Tüm etkinliklerimize online olarak hız kesmeden devam ediyoruz.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">LEAD Network CEO Taahhüdü’nden (CEO Pledge) bahsedebilir misiniz? Bu taahhüdün kapsamı ve amacı nedir? Türkiye’den imzalayan kurumlar hangileri?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">LEAD Network CEO Taahhüdü, şirketlerin cinsiyet eşitliğini sağlamak için yapılandırılmış planlar çerçevesinde verdiği bir taahhüt. Kadınların ekonomiye katılımı ve iş yaşamında karşılaştıkları zorluklar üzerine bugüne kadar pek çok araştırma yapıldı. Ne yazık ki araştırma sonuçları hiç de parlak değil. OECD ülkeleri arasında %34 ile en az kadın çalışan sayısına sahip ülkeyiz. Türkiye nüfusunda kadın-erkek oranı neredeyse eşit. %49 kadın, %51 erkek. Oysa kadının istihdama katılım oranı, %32. İşsizlik oranlarına baktığımızda ise kadın işsizlik oranı, %17. Bu anlamda kurumların ve en üst yöneticilerinin farkındalıklarını arttırmak adına CEO Taahhüdü, önemli bir enstrümanımız. Türkiye’den Lila Group, Migros, Coca Cola İçeçek gibi firmalar CEO Taahhüdü’nün imzacısı oldu. Bu taahhüdün globalde 30’dan fazla imzacısı bulunuyor. LEAD Network Türkiye olarak kurumsal üyelerimizin CEO Taahhüdü’nü imzalamalarından memnuniyet duyuyoruz. Çünkü biliyoruz ki bu taahhüt ile beraber cinsiyet eşitliği adına bir aksiyon listesiyle aksiyona geçiyorlar. Üstelik bunun, ülkemiz ve kurumlarımızın ekonomisine de katkısı oldukça yüksek çünkü McKinsey Women Matter Türkiye 2016 raporunda hesaplandığı gibi, Türkiye kadın istihdamını arttırma yönünde güçlü önlemler alırsa, 2025 için koyduğu yüzde 36’lık hedefini yüzde 63’e çıkarabilir; bu sayede GSYİH’sını yüzde 20 arttırarak 200-250 milyar dolara ulaştırabilir.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Hem genel hem de perakende sektörü açısından bakarsak kadın yönetici istihdamında durumumuz nedir? Tablo sizin açınızdan neyi gösteriyor?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Türkiye’de yüksek öğretim mezunları arasındaki kadın oranları eşit; lisans seviyesinde %49, yüksek lisansta %45 ve doktora seviyesinde %46. Bu noktada kadınların aslında erkekler ile alt yapı anlamında eşit olduğunu görüyoruz ancak kadınlar bir noktada cam tavan ile karşılaşıyorlar. Mercer’ın bir araştırmasına göre, üst yönetimde kadın oranı %30 iken erkeklerin oranı %62. Oysa yönetici altında bu oran, aynı araştırmaya göre, %52 kadın ve %48 erkek oluyor. Yani aslında kadınlarımızı yukarı pozisyonlara doğru çıkarken kaybediyoruz.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Çok genel bir soru olacak ama “kadın” istihdamı neden önemli? Kadınların özellikle orta ve üst düzey yönetimde bulunduğu kurumlar, nasıl faydalar elde ediyor?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Kadınlar iş hayatında sadece cinsiyet eşitliğini sağlamak için değil ekonomik değer yaratmak için de daha fazla yer almalılar. Kadınların üst yönetimlerde yer alma oranının artmasının finansal etkilerini gösteren birçok araştırma mevcut.</span><br /><span style="color: #000000;">Peterson Institute for International Economics tarafından yapılan araştırmada, kadın liderlerin CEO, yönetim kurulu üyesi ve üst düzey yönetici rollerinde daha fazla yer aldığı şirketlerin daha karlı olduğunu ortaya konmuş. Uluslararası ölçekte, 91 ülkede farklı sektörlerde yapılan araştırmalarda, halka açık 21.980 şirketin verileri incelenmiş; üst düzey yönetici rollerinde en az %30 oranında kadın olan şirketlerin net karının %6 oranında diğer şirketlerden fazla olduğu görülmüş.</span><br /><span style="color: #000000;">Aslında sektörümüzün tüketicisi genellikle kadın ve kadınların üst düzeyde olmasının şirket karlılığındaki artışı artık net olarak ispatlanmış durumda.</span><br /><span style="color: #000000;">Biz LEAD Network Türkiye olarak bu konuda sektörel data oluşturmak, hedefler koymak ve üye şirketlerimize en başarılı uygulamalarla destek olmaya hazırız. Kurumların mevcut durumlarını analiz etmek ve gelişim alanlarını görmelerini sağlamak üzere bu yıl Diversity Score Card projemizi hayata geçirdik. Kurumsal partnerlerimizle birlikte, çeşitlilik kapsamında ortak geliştireceğimiz projelere liderlik etmek istiyoruz.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">GPD’nin 6. Ortak Gelişim Kongresi’nde gelecek hedefleriniz sorulduğunda çok çarpıcı (ve şahsen benim tüylerimi diken diken eden) bir cevap verdiniz: “Bizim yegâne hedefimiz, LEAD Network gibi derneklerin ortadan kalkması. Çünkü bu sorunun artık konuşulmaması gerektiğini savunuyoruz.” Soruyu şöyle soralım: Kısa ve orta vadede hedefleriniz nelerdir?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Konferansta paylaştığım hedef baki olmak üzere bunu gerçekleştirmek adına kısa ve orta vadeli hedefimiz, kurumsal ve bireysel destekçilerimizi arttırarak daha fazla kişiye erişebilmek. Kurumsal destekçilerimizle hayata geçireceğimiz projelerimiz sayesinde çeşitlilik ve kapsayıcılık adına farkındalık çalışmalarını arttırmak ve kadınların gelişimine katkıda bulunmak istiyoruz.</span></p></div>								</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				</div>
		<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/lead-network-baskani-aysun-zaman-kadinlar-is-hayatinda-sadece-cinsiyet-esitligini-saglamak-icin-degil-ekonomik-deger-yaratmak-icin-de-daha-fazla-yer-almalilar/">LEAD Network Başkanı Aysun Zaman: “Kadınlar İş Hayatında Sadece Cinsiyet Eşitliğini Sağlamak İçin Değil Ekonomik Değer Yaratmak İçin de Daha Fazla Yer Almalılar”</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siber Güvenliğin En Zayıf Halkası: &#8220;İNSAN&#8221;</title>
		<link>https://www.gidaperakendecileri.org/siber-guvenligin-en-zayif-halkasi-insan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hünkar Görel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2021 20:40:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gidaperakendecileri.org/?p=2866</guid>

					<description><![CDATA[<p>2020 yılının başından bu yana dünya, Covid-19 salgınıyla mücadele ediyor. Bu mücadelede hepimiz gerek bireysel gerek kurumsal olarak değişimler yaşıyoruz. Evden çalışma yaygınlaşırken bu durumu fırsata çeviren kötü niyetli oyuncular, sanal dünya üzerinden rant sağlamaya devam ediyor. Raporlar, dünyada siber suçlarda artış olduğunu ve dikkat etmeyen herkesin sanal saldırılara maruz kalabileceğini gösteriyor. Soitron Group’un Türkiye’deki [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/siber-guvenligin-en-zayif-halkasi-insan/">Siber Güvenliğin En Zayıf Halkası: &#8220;İNSAN&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="2866" class="elementor elementor-2866">
						<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-3ef128ae elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="3ef128ae" data-element_type="section" data-e-type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-6c0ce5df" data-id="6c0ce5df" data-element_type="column" data-e-type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-5aacae7a elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="5aacae7a" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<div class="td-paragraph-padding-1"><h3><span style="color: #000000;"><strong>2020 yılının başından bu yana dünya, Covid-19 salgınıyla mücadele ediyor. Bu mücadelede hepimiz gerek bireysel gerek kurumsal olarak değişimler yaşıyoruz. Evden çalışma yaygınlaşırken bu durumu fırsata çeviren kötü niyetli oyuncular, sanal dünya üzerinden rant sağlamaya devam ediyor. Raporlar, dünyada siber suçlarda artış olduğunu ve dikkat etmeyen herkesin sanal saldırılara maruz kalabileceğini gösteriyor. Soitron Group’un Türkiye’deki temsilcisi ve Sekom Grup şirketi olan Soitron Siber Güvenlik Servisleri gerek entegre teknolojiler gerekse insan kaynağı desteğiyle siber güvenlik hizmeti sunuyor. Ancak yetkililerin önemli bir uyarısı var; o da şu: “Siber güvenliğin en zayıf halkası, insan.”</strong></span></h3><p><span style="color: #000000;">Avrupa Birliği Polis Teşkilatı (Europol), Avrupa’da yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgınının suçlara etkisini inceleyen raporunda, siber suçlar ve sahtecilikte artış görüldüğünü açıkladı. Rapor, organize suç örgütlerinin yeni yöntemlerle koronavirüs salgınından faydalanmaya çalıştığını ortaya koyuyor. Siber suçlar, dolandırıcılık, sahtecilik ve çocukların internet aracılığıyla istismarı gibi suçlarda artış var. Durum böyleyken özellikle pandemi sürecinde evden çalışanların gerek evlerinde gerekse ofise dönüşlerinde siber güvenlik adına nelere dikkat etmesi gerektiği, önemli bir konu başlığı oldu. Türkiye’de 1996 yılından bu yana güvenlik servisleri sağlayan Sotiron Siber Güvenlik Servisleri ekibiyle siber güvenlik konusunda merak edilenleri konuştuk.<br />Sekom Pazarlama Müdürü Zeynep Öztop Yaylalı moderatörlüğünde gerçekleştirdiğimiz röportajda, Soitron Siber Güvenlik Servisleri CTO’su Hakan Ünsal ve Yönetici Direktörü Reha Akbaş’tan önemli yanıtlar aldık.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Öncelikle bize Soitron Güvenlik Servisleri hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;"><strong>Reha Akbaş:</strong> Bu soruya kendi geçmişimizle bağdaşık olarak cevap vermek isterim. Biz Hakan ile çok eski arkadaşız. Dostluğumuz lise yıllarına dayanıyor, daha sonra yolumuz profesyonel hayatta yeniden kesişti. Hakan’ın bu alanda çalışmaya başlaması 1996 yılına dayanıyor. O dönem Türkiye’de internet alt yapısı daha yeni yeni oluşuyordu. İnternet güvenliği bilinci de yeni yeni gelişiyordu elbette. Ben de Hakan’ın teşvikiyle 2000 yılında bu iş koluna dahil oldum. Derken, zaman içinde internet çok gelişti. Erişim hızı arttı, her yerden internet erişimi sağlamak kolaylaştı. Bununla birlikte bu ortamı kötüye kullanan insanların da sayısı arttı ne yazık ki. Ve elbette kaçınılmaz olarak güvenlik ihtiyacı beraberinde geldi. İhtiyaç yelpazesi genişledi demek, daha doğru belki de. Biz de çalıştığımız şirketlerde bunlarla ilgili yeni teknolojilere odaklandık. Yani en başta söz konusu yalnızca bir Firewall sistemi kurmakken bu durum değişti. Eskiden hiçbir kurum dış dünyaya bu kadar açık değildi. Ancak şimdi öyle değil, artık her türlü erişimle ilgili kontrol mekanizmaları bir gereklilik oldu. Hakan ile 2013 yılında kendi işimizi kurduk. Daha sonra bu şirketi 2016 yılında Sekom’a devrettik ve o zamandan bu yana Sekom çatısı altında yolumuza devam ediyoruz. Tek işimiz, güvenlik.</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>Hakan Ünsal:</strong> Reha ile birlikte biz, Deniz Lisesi’nden mezunuz. Ondan sonra Deniz Harp Okulu’nda okuduk. Yani güvenlik konusu, öğrenciliğimizde hayatımıza giren bir konu… Biz subaydık, gemilerde görev yaptık. Aslına bakarsanız, ülke savunmasında yer alan bir bünyenin içindeydik ve şu anki iş konumuzla ortak, birçok odak noktası var. Siber dünyada da birçok ülke kendini defansif mekanizmalarla korumaya çalışıyor. “Neden bu sektörde iyi bir yere geldiniz, iyi işler yaptınız?” derseniz; ben hep arka planımızdaki bu savunma ve saldırı prensiplerine alışkın bir dünyadan gelmemizin faydası olduğunu düşünüyorum. Zaten günümüzdeki bazı şirketlerin siber güvenlik alanında insan yetiştirirken konuya hem fiziksel hem de mental açıdan yaklaştıklarını görüyoruz artık.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Sizin de bahsettiğiniz gibi siber güvenlik aslında oldukça kapsamlı bir konu? Şirketler bazında konuyu ele aldığımızda neler öne çıkıyor?</span></strong><br /><span style="color: #000000;"><strong>Hakan Ünsal:</strong> Siber güvenliği şirket ve insan olarak nasıl ele aldığımıza bakarak bunu açabiliriz. 1996’dan beri bu işlerle uğraşıyorum; biri 19, biri 12 yaşında olan 2 oğlum var. Bana çocuklarımı internetin arka sokaklarından nasıl koruduğumu soranlar oluyor, haliyle. “Evin içinde binlerce dolarlık yazılım, donanım, güvenlik veya izleme sistemi kurmaya hiç gerek yok. Ben çocuklarımı ve eşimi kişisel olarak siber güvenlik dünyasıyla ilgili geliştirmeye çalışmalıyım” diye cevap veriyorum. Bugün Beyoğlu’nda ana caddede dolaşıp bir yerlere girip bir şeyler yiyebilir, bir film seyredebilirsiniz. Ama benzer aktiviteyi Beyoğlu’nun arka sokaklarında da yapabilirsiniz. Hangisi daha güvenli olur? Kişisel güvenlik buna benziyor. İnternette dolaşırken ne yaptığınızı, kendinizi kontrol etmeyi biliyorsanız, nerelere girip girmemeniz konusunda bilinciniz yüksekse sıkıntı yaşamadan işinizi görebilirsiniz. İnternetin bize sunduğu nimetlerden faydalanırken, bilgilerin doğruluğunu süzebilme ahlakına sahipsek keyifle işimize devam edebiliriz.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Ahlak derken neyi kastediyorsunuz, biraz açar mısınız?</span></strong><br /><span style="color: #000000;"><strong>Hakan Ünsal:</strong> Bilgiye erişirken meraklı olmak güzeldir ama sınırlarımızı iyi bilip olur olmaz her türlü içeriği kurcalamaktan uzak durursak başımızı beladan uzak tutabiliriz. Tabi şirketler bunu bireysel olarak yapabildiğimiz kadar kolay bir şekilde yapamazlar çünkü çalışan herkes bu bilince sahip olmayabilir. Bu nedenle genel olarak şirketler, güvenlik önlemlerini alıp tek bir merkezden kontrol etmeyi tercih ediyorlar. Her şirketin hem iş koluna özel hem de bütçesine uyacak şekilde planlanan çeşitli güvenlik sistemleri var. Yüzlerce çalışanı olan bir şirkette tek tek herkese “Şuna dikkat et” diye konuyu öğretmeye çalışmaktansa merkezden her şeyi kontrol etmek daha pratik oluyor. Ancak pandemi ile birlikte sayısı tüm dünyada artan evden çalışanlar için kişisel güvenlik dediğinizde, ahlaki boyut daha fazla öne çıkıyor. Nasıl ki eskiden okullarda milli güvenlik dersi verilirdi ya da şimdilerde cinsel eğitim müfredata giriyor; siber güvenlik konusu da bu bakış açısıyla ele alınmalı. Yani sanal ortamda nasıl davranmamız gerektiği daha çocukken bizlere öğretilmeli. O zaman bu konuda kendini bilen bir nesil yetişebilir. Öte yandan, kurumların kendilerini korumak dışında çalışanlarının kişisel güvenliğini de korumak gibi bir odak noktaları olmalı. Hem şirketin hem de çalışanların bilgilerinin dışarıya sızmaması, temelde olmalı.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Peki bu alanda şirketler bünyesinde eğitimler verilmelidir?</span></strong><br /><span style="color: #000000;"><strong>Hakan Ünsal:</strong> İnternet okur-yazarlığı çok önemli ve bu çalışan profilinizle de yakından ilgili… Bu konuda farkındalık eğitimleri muhakkak verilmeli. Ancak bu farkındalık eğitimlerini özellikle perakende sektörü gibi çalışan sayısı fazla olan şirketlerde uygulamak pek kolay olmayabilir. Herkese aynı seviyede eğitim vermek zordur. Yine de işe alım sürecinde oryantasyon çalışması yapılmalı. Siber güvenliğin önemi, temassız ödeme alırken söz konusu olan riskler, kredi kartı ve kişisel bilgi güvenliği gibi pek çok eğitim, minimum 6 ayda bir tekrarlanmalı.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Pandemi sürecinde siber suçlarda artış yaşandı. Ne tür saldırılarda artış olduğunu gözlemlediniz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;"><strong>Hakan Ünsal:</strong> Biz çok büyük firmalarla çalışıyoruz. Dolayısıyla da karşımıza günlük olarak gelen problemlerde sayıca çok büyük bir değişiklik gözlemlemedik. Ancak gelen çağrıların tipi değişti. Çalışanların büyük bir kısmı uzakta olduğu için VPN üzerinden, uç noktadaki cihazların problemleriyle ilgili sıkıntılar gelmeye başladı. VPN sistemlerinin hazırlığıyla ilgili olarak da talepler almaya başladık. Kişisel görüşüm; kimse artık işe gitmediği için mahremiyet açısından da bir sıkıntı olduğu yönünde… Zira şirket adına mahrem kalması gereken pek çok konu, evde eşin-dostun, çocukların yanında konuşulabiliyor. Bu da bir güvenlik açığı oluşturuyor. Evde çalışmak çok zor…</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>Reha Akbaş:</strong> Burada şöyle bir şey eklemek gerekiyor; çalışanlar evlerinde çalışırken ister istemez bilgisayarlarını yeri geliyor eşi ve çocukları da kullanıyor. İşte o zaman kurum kaynaklarına ataklar yapılması riski de artıyor. Çünkü atak yapacak olan kişi için işleri kolaylaştıran bir zemin oluşuyor. Evdeyken internetle ilgili şirketin aldığı önlemleri almak mümkün olmuyor. Şimdilerde bu alanda yatırımların da arttığını görüyoruz. İlave kontroller söz konusu oluyor. Ama işin ucunda yine insan var ve her ne olursa olsun evdeyken bilgisayarlarımızı özel amaçla daha fazla kullanabiliyoruz.</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>Hakan Ünsal:</strong> Bu noktada değişik atak vektörlerini de düşünmek gerekiyor. E-mail üzerinden ya da internette sörf yaparken zararlıları bilgisayarınıza alabilirsiniz. Bu artık o kadar sofistike bir hal aldı ki bu işlerden para kazanan ciddi organizasyonlar var, maalesef. Bunların bulaştırdığı zararlı yazılım, aslında sizin PC’nizde değerli bir bilgi varsa zaten alıyor ve dışarıya sızdırıyor. Ancak değerli bir bilgi alamayacaksa bile yatay yayılmak için yine sizi kullanabiliyor. Çünkü sizin üzerinizden başkalarına erişiyor.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Peki, ofise dönenler siber güvenlik adına nelere dikkat etmeli?</span></strong><br /><span style="color: #000000;"><strong>Hakan Ünsal:</strong> Evinizde sizi filtreleyecek bir sisteme gerek yok ama şirkette var. Zararlı bir şey indirebiliyorsunuz; bunları denetleyebilecek birçok teknolojiyi şirketler olabildiğince hayata geçirdi ama evdeyken şirket bilgisayarınıza almış olabileceğiniz zararlı bir kodu şirket network’ünüze taşıyıp yayılmasına neden olabilirsiniz. Bu noktada parola güvenliği oldukça önemli! Herkes parolalarını mutlaka ve sık sık yenilemeli.</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>Reha Akbaş:</strong> Ben dünyanın giderek hızlı bir şekilde büyük ofisler yerine herkesin her yerden yine şirket kaynaklarına erişerek çalıştığı bir düzene doğru evrileceğini düşünüyorum. Dolayısıyla şirketlerin bir an evvel teknoloji yatırımlarını bu evrime yönelik yapması gerektiği kanaatindeyim.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Buradan, 2021 bütçe planlamalarında siber güvenlik mutlaka daha büyük bir pay almalı, sonucu çıkar mı?</span></strong><br /><span style="color: #000000;"><strong>Hakan Ünsal:</strong> Türkiye’de artık klasik statik anti-virüs taramalarının ötesinde, çalışanın verimliliğini destekleyen, bilgi sızmasını engelleyen bileşenler öne çıkıyor. İcra noktaları dağıldıkça kontrol noktalarının da arttırılması gerekiyor. Dolayısıyla siber güvenlik stratejilerinin yeniden belirlenmesi ve planlanması önem kazanıyor. Bulut tabanlı teknolojilere yatırım yapmak, önemli bir başlık. Böylelikle, dağınık çalışanları bulut tabanlı sistemlerle kontrol etmek çok daha pratik oluyor.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Peki, bir şirketin bu geçişi ve yatırımı sağlaması, bu alanda alt yapı kurması ne kadar zamanını alır?</span></strong><br /><span style="color: #000000;"><strong>Hakan Ünsal:</strong> Bu bulut tabanlı sistemlerin yönetiminde, oradaki sistemin 7/24 ayakta olması, güncel olması ve güvenlik politikalarının entegrasyonu için çalışmak gerekiyor. Güvenlik politikaları doğru dizayn edildiği zaman büyük bir yükten kurtulmak mümkün oluyor. Çünkü bahsedilen sistemler sizin adınıza güncelleme, yedekleme ve kontrol yapıyor. Burada ne kadar zaman alacağından daha çok, doğru cloud (bulut) ortağını seçmek öne çıkıyor</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>Reha Akbaş:</strong> Günün sonunda her şey, şirketin gelirine direkt olarak etki ediyor. Örneğin ödeme sistemleri, kredi kartları, müşteri bilgileri gibi konular, önemli. Bu alanlarda yapılacak güvenlik yatırımları, şirketlere fayda sağlayacaktır. Daha sonra hakikaten çok büyük zararlarla karşı karşıya kalınabiliyor. Proaktif olarak, her noktanın riskini ölçmek ve ona göre bir yapı oluşturmak, kurumlar için çok önemli.<br /><br /></span><span style="color: #000000;"><strong>Zeynep Öztop Yaylalı:</strong> Şirketlerde tüm bu açıklarla birlikte, siber güvenlik bakımından yetişmiş personel açığı olduğunu da hatırlatalım. Bu ihtiyaçlarla birlikte iş daha da zorlaşan bir noktaya doğru gidiyor. Dolayısıyla işi, uzmanı olan şirketlere paslamak, inanın oldukça önemli. Uzun vadede şirket için kazanç anlamına geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>Reha Akbaş:</strong> İnsan kaynağı… Hep söyledik; bu işin en zayıf halkası, insan.</span></p></div>								</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				</div>
		<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/siber-guvenligin-en-zayif-halkasi-insan/">Siber Güvenliğin En Zayıf Halkası: &#8220;İNSAN&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Galip Aykaç: “Online Gıda Alışverişi, Pandemi Koşullarında Şimdiye Kadar Olmadığı Düzeylere Geldi”</title>
		<link>https://www.gidaperakendecileri.org/galip-aykac-online-gida-alisverisi-pandemi-kosullarinda-simdiye-kadar-olmadigi-duzeylere-geldi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hünkar Görel]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Jan 2021 16:44:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gidaperakendecileri.org/?p=2766</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başkanımız Galip Aykaç, Sözcü yazarı ekonomist Ege Cansen ve diyetisyen Dr. Gamze Şanlı Ak ile birlikte Sözcü Gazetesi’nden Sibel Gülersöyler ve Metin Aktaşoğlu’nun market alışverişi ile ilgili sorularını yanıtladı. 8 Soruda Büyük Sorunumuz: Market AlışverişiVatandaşın gözü dolar kurunu izler gibi marketteki etiketlerde. Her alışverişte ödediğimiz miktarlara şaşırmaya alıştık. Peki gıda fiyatları ne kadar daha böyle [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/galip-aykac-online-gida-alisverisi-pandemi-kosullarinda-simdiye-kadar-olmadigi-duzeylere-geldi/">Galip Aykaç: “Online Gıda Alışverişi, Pandemi Koşullarında Şimdiye Kadar Olmadığı Düzeylere Geldi”</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="2766" class="elementor elementor-2766">
						<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-3ef128ae elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="3ef128ae" data-element_type="section" data-e-type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-6c0ce5df" data-id="6c0ce5df" data-element_type="column" data-e-type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-5aacae7a elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="5aacae7a" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<div class="td-paragraph-padding-1"><h3><span style="color: #000000;"><strong>Başkanımız Galip Aykaç, Sözcü yazarı ekonomist Ege Cansen ve diyetisyen Dr. Gamze Şanlı Ak ile birlikte Sözcü Gazetesi’nden Sibel Gülersöyler ve Metin Aktaşoğlu’nun market alışverişi ile ilgili sorularını yanıtladı.</strong></span></h3><p><span style="color: #000000;"><strong>8 Soruda Büyük Sorunumuz: Market Alışverişi<br />Vatandaşın gözü dolar kurunu izler gibi marketteki etiketlerde. Her alışverişte ödediğimiz miktarlara şaşırmaya alıştık. Peki gıda fiyatları ne kadar daha böyle gider? Gıda sektörünün temsilcileri ne diyor?</strong></span></p><p><span style="color: #000000;">Ekonomik kriz Türkiye’nin gerçek gündemi olmaya devam ediyor. Market raflarındaki etiketler hemen hemen her hafta değişirken alışverişe çıkanlar her seferinde yeni fiyatlar karşısında şaşkınlığını gizleyemiyor. Son zamanlarda gıda fiyatlarında yaşanan değişimi SÖZCÜ yazarı ekonomist Ege Cansen, diyetisyen Dr. Gamze Şanlı Ak ve Gıda Perakendecileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Galip Aykaç ile konuştuk.</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>1-Gıda enflasyonunun gittikçe arttığı bu dönemde ucuzluk marketlere doğru bir kayış olduğunu söyleyebilir miyiz?</strong></span><br /><span style="color: #000000;"><strong>Gıda Perakendecileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Galip Aykaç:</strong> Discount marketler, operasyon modelleri, ürün çeşitleri ve mağaza yönetim sistemleri ile maliyet kontrolüne odaklı yapıları nedeniyle de daha ekonomik fırsatlar sunan işletmeler. Dolayısıyla fiyat hassasiyeti oldukça yükselen tüketicimizin, tercihlerinde de bu yönde bir değişim gözlemlendiğini söyleyebiliriz.</span><br /><span style="color: #000000;">Modern perakendeciler olarak, enflasyon etkisini en aza indirgemek için iş ortaklarımızla, tedarikçilerimizle ve tedarik zincirindeki diğer tüm oyuncularla iş birliği yaparak, kendi sermaye kaynaklarımızı zorlayarak çalışıyoruz. Ancak içinde bulunduğumuz ekonomik sürecin neticesi olarak üretimden kaynaklanan fiyat artışları, zincirleme olarak son fiyatları da etkiliyor.</span><br /><span style="color: #000000;">Discount marketler bu aşamada kendi markalarıyla fiyat avantajı sağlamaya devam ediyorlar. Özellikle pandemi döneminde dünya fiyatlarının da artışta olduğunu unutmamak gerekiyor. Ülkemize etkisi ise ithal girdilerin dünya fiyatlarındaki artışın yanında kur artışının da eklenmesiyle oransal olarak da fazla gerçekleşiyor.</span><br /><span style="color: #000000;">Bu arada değişen tüketici alışkanlıkları, marka bağımlılığının azaldığını, fiyat ve kampanya hassasiyetinin arttığını, ürünün markasından çok içeriğine ve fiyat-kalite dengesine dikkat edildiğini gösteriyor. Tüketici, aradığı ürüne kendisine yakın bir lokasyonda, ekonomik bir fiyatla ve düzgün servisle sahip olmak istiyor. Hijyenik şartlarda sunulan, gerekli tüm izinleri taşıyan ürünlerde tüketici, kalite – fiyat dengesine göre değerlendirerek alışverişini yapıyor. Bu talebi öngörüp hızlı aksiyon alabilen perakendeciler, tüketiciler tarafından da daha çok tercih ediliyor.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">2-Peki ucuzluk marketlere ilgi bu marketleri nasıl değiştirdi?</span></strong><br /><span style="color: #000000;"><strong>Gıda Perakendecileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Galip Aykaç:</strong> Discount marketlerin işleyişinde, operasyon modelinde maliyet kontrolü ve verimlilik her zaman ön planda olmuştur. Talebin artması; tüketicinin iyi okunması, buna göre tedarik süreçlerinin kontrolü, yerinde kampanyaların düzenlenmesi ve fiyat dengesinin korunmasıyla gelişmiştir. Bunun yanı sıra, ana model değişmemekle beraber pek tabii olarak çağa ve şartlara uygun yenilemeler, teknolojik iyileştirmeler, tüketici talebini daha hızlı karşılamaya yönelik geliştirmeler yapılmakta.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">3-Pandemiyle birlikte internetten market alışverişinin arttığını gözlemledik. Orada yaşanan artış kalıcı olur mu?</span></strong><br /><span style="color: #000000;"><strong>Gıda Perakendecileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Galip Aykaç:</strong> Online gıda alışverişi, pandemi koşullarında şimdiye kadar olmadığı düzeylere geldi. Pazarda yeni oyuncular, mevcut oyuncularda gıda perakendesine geçişler yaşandı. Bu, tüketici açısından çeşitliliğin artması ve perakendeciler açısından da rekabetin güçlenmesi açısından olumlu bir gelişme. Artış hızının pandemi dönemi başındaki oranlarda olmasa da sürmesini bekleyebiliriz. Ancak fiziksel mağazalara olan ilgiyi etkileyecek düzeylere ulaşmasını beklemediğimizi söyleyebiliriz.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">4-Süpermarketler bu dönemde nelere dikkat ediyor. Alışveriş sepetinde ne gibi değişimler oldu?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Türkiye’nin önde gelen süpermarketlerinden birinin üst düzey yöneticisi tarafından verilen bilgiler şöyle:</span><br /><span style="color: #000000;">• AVM içindeki mağazalarda müşteri trafiği düştü fakat sokak ve cadde üzerindeki müşteri sayısı arttı.</span><br /><span style="color: #000000;">• Online ticarette bazı günler 10 bin teslimata ulaştığımız oluyor.</span><br /><span style="color: #000000;">• Ürün fiyatlarındaki artış üreticilerden kaynaklanıyor. Bu dönemde marketlerin kendi ürettiği daha hesaplı olan ürünlere bir kayış olduğunu söyleyebiliriz. Bizim kendi bünyemizde 500’ün üzerinde markalı ürünümüz var.</span><br /><span style="color: #000000;">• Düzenlediğimiz kampanyalar ile ürünler üzerindeki enflasyonist baskıyı azaltmaya çalışıyoruz.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">5-Gıda fiyatlarındaki artış gıda enflasyonunda 80&#8217;li, 90&#8217;lı yıllarda yaşanan manzaraları akla getiriyor. Türkiye&#8217;nin bu dönem yaşadığı enflasyon görece o yıllardakine göre daha az gözükse de vatadandaş hayat pahalılığını hissediyor. Bu tabloyu yorumlar mısınız?</span></strong><br /><span style="color: #000000;"><strong>Ege Cansen:</strong> Bu aralar her yerde uzun gıda kuyrukları oluştuğunu görüyoruz. Bir yerde kuyruk varsa, orada devletin müdahalesi vardır. Devlet müdahalesi olmadığı zaman kuyruk olmaz. İnsanlar şu süreçte pandemi nedeniyle dışarı çıkamıyor ve tüketicinin tüketim kalıbı değişti. Gelirlerinin yüzde 25&#8217;ini insanlar gıdaya harcıyor. Sinemaya, tiyatroya gidemiyor. Sadece yaşamaya çalışıyor. Kısıtlamalar ile de esnafın beli iyice büküldü.</span><br /><span style="color: #000000;">Açıklanan enflasyon ile gıda fiyatlarındaki değişimin arasında bazen tam olarak tutarlı bir manzara olmamasının normal olup olmadığını da değerlendiren Cansen, “Normal olan budur. Gıda fiyatları her zaman daha yüksek çıkar. Talep her zaman fiyatı yukarı çeker” dedi.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">6-Son yıllarda gıda fiyatlarındaki artışla sağlıklı beslenme Türkiye&#8217;deki vatandaşlar açısından gittikçe zorlaşıyor. Bu görüşe bir diyetisyen gözü ile katılır mısınız?</span></strong><br /><span style="color: #000000;"><strong>Diyetisyen Dr. Dyt. Gamze Şanlı Ak:</strong> Gıda fiyatlarındaki artışla birlikte sağlıklı beslenmek maalesef çok pahalı hale geldi. Bu nedenle çoğu paketli, besin değeri düşük ancak kalori, yağ, şeker ve tuz oranları çok yüksek olan ürünlerin tüketimi artıyor. Bununla birlikte bireylerde özellikle kilo artışı, kan kolesterol seviyesi yüksekliği, bozulmuş glikoz toleransı, karaciğer yağlanması karşımıza çıkıyor. Aynı zamanda yetersiz beslenme, bağışıklık sisteminin düşmesine neden olup hastalıklara yakalanma ve/veya yakalandıktan sonra hastalığın atlatılmasını zorlaştırıyor.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">7-Sağlıklı yetişkin bir bireyin günde kaç kaloriyi hangi besin türlerinden alması gerekir?</span></strong><br /><span style="color: #000000;"><strong>Diyetisyen Dr. Dyt. Gamze Şanlı Ak:</strong> Sağlıklı yetişkin bir bireyin alması gereken enerji miktarı kadın ve erkeklerde, yaşa, kiloya ve vücut bileşimine göre farklılık gösterir ancak genel olarak;</span><br /><span style="color: #000000;">Günde 300 ile 600 ml arası süt grubu, 90 ile 150 gram arası et grubu, haftada 3-4 kez yumurta, günde 6-7 porsiyon tahıl grubu (günde 6/10 dilim ekmek veya ekmek yerine geçenler), 6-10 yemek kaşığı sebze+2 öğün salata ve 3-5 porsiyon meyve tüketerek bir beslenme programı günlük enerji ihtiyaçları sağlıklı bir şekilde karşılanabilir.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">8-Danışanlarınıza beslenme programı hazırlarken fiyatlar ve alım gücü listeyi nasıl etkiliyor? Nasıl çözümler buluyorsunuz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;"><strong>Diyetisyen Dr. Dyt. Gamze Şanlı Ak:</strong> Danışanların bütçelerine göre; beslenme programlarında et/balık/tavuk gibi hayvansal protein kaynakları yerine bitkisel protein kaynakları olan baklagilleri planlayarak çözüm buluyorum. Tropikal meyve ve sebzeler yerine yerli ürünleri kullanıyorum. Mevsiminde sebze ve meyvelere de öncelik vererek, danışanların ürünlere ulaşmasını kolaylaştırıyorum.</span></p><p><a href="https://www.sozcu.com.tr/2021/ekonomi/8-soruda-buyuk-sorunumuz-market-alisverisi-6217503/" target="_blank" rel="noopener"><span style="color: #000000;"><strong>Röportaj:</strong> Sözcü Gazetesi</span></a></p></div>								</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				</div>
		<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/galip-aykac-online-gida-alisverisi-pandemi-kosullarinda-simdiye-kadar-olmadigi-duzeylere-geldi/">Galip Aykaç: “Online Gıda Alışverişi, Pandemi Koşullarında Şimdiye Kadar Olmadığı Düzeylere Geldi”</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şölen CEO’su Elif Çoban: “Fikirler Artık Daha Değerli”</title>
		<link>https://www.gidaperakendecileri.org/solen-ceosu-elif-coban-fikirler-artik-daha-degerli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Nov 2019 13:04:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gidaperakendecileri.org/?p=1536</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de en başarılı 50 kadın CEO arasında yer alan Şölen CEO’su Elif Çoban’a göre başarılı olmak için bulunduğunuz her pozisyonda kendinizi güncel tutmanız ve mücadele etmeniz gerekiyor. Günümüz dünyasında teknolojinin iş gücüne kattığı değerle birlikte artık çalışanları ayırt edici özelliğin fiziksel güç değil fikirler olduğunu da belirten Elif Çoban, “Biz kadın ve erkeklerin iş konusunda [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/solen-ceosu-elif-coban-fikirler-artik-daha-degerli/">Şölen CEO’su Elif Çoban: “Fikirler Artık Daha Değerli”</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="1536" class="elementor elementor-1536">
						<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-7cb3dba elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="7cb3dba" data-element_type="section" data-e-type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-4b9c6851" data-id="4b9c6851" data-element_type="column" data-e-type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-649b8508 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="649b8508" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<div class="td-paragraph-padding-1"><h3><span style="color: #000000;"><strong>Türkiye’de en başarılı 50 kadın CEO arasında yer alan Şölen CEO’su Elif Çoban’a göre başarılı olmak için bulunduğunuz her pozisyonda kendinizi güncel tutmanız ve mücadele etmeniz gerekiyor. Günümüz dünyasında teknolojinin iş gücüne kattığı değerle birlikte artık çalışanları ayırt edici özelliğin fiziksel güç değil fikirler olduğunu da belirten Elif Çoban, “Biz kadın ve erkeklerin iş konusunda eşit olduğunu düşünüyor, eşitlikçi bir anlayışı esas alıyoruz” diye konuşuyor.<br /></strong></span></h3><p><span style="color: #808080;"><b>Röportaj: Bikem Ögünç </b></span></p><p><span style="color: #000000;">Son zamanlarda yatırımlarıyla ve markalaşma çalışmalarıyla dikkat çeken Türkiye’nin önemli yerel markalarından biri olan Şölen’in CEO’su, Türkiye’nin en başarılı 50 kadın Ceo’su arasında da yer alan ve başarılı çalışmalarını sürdüren Elif Çoban. 7 kardeşten oluşan geniş bir ailenin mensubu olan Elif Çoban, ilk, orta ve lise eğitimimi Gaziantep’te tamamladıktan sonra yükseköğrenimimi ODTÜ Ekonomi bölümünde tamamlamış. Ardından Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde yarı zamanlı asistanlık yapıp, eş zamanlı olarak Ekonomi yüksek lisansını bitirmiş. Kariyerinin başında farklı şirketlerde birçok görevde çalışan, daha sonra aile üyelerinin kurduğu Şölen’in ihracat bölümündeki potansiyelini de değerlendirme öngörüsüyle Şölen bünyesinde İhracat Müdürü olarak göreve başlayan Elif Çoban, 2010 yılında aile üyelerinin ortak kararıyla icra kurulunun başına getirilmiş. İş dünyasının önemli kadın yöneticileri arasında yer alan Elif Çoban ile çalışmalarını, günümüz teknolojisini ve daha pek çok konuyu konuştuk. </span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>İş dünyasında yönetici koltuğunda bir kadın olarak neleri değiştirdiğinizi düşünüyorsunuz?</strong></span><br /><span style="color: #000000;">CEO olduktan sonra elbette hem aileme hem çalışanlarımıza hem de iş ortaklarımıza karşı büyük bir sorumluluk üstlendim. Şölen yönetimi yani aile üyelerimiz bana bu sorumluluğu ispatlanmış başarılar, bitirdiğim projeler, şirkete olan katkım ama daha da önemlisi katkılarımın gelecekte de sürekli olabileceğine inandığı için verdi. Bulunduğunuz her pozisyonda başarılı olmak için çok çalışmanız, kendinizi güncel tutmanız, yeniliklere açık olmanız ve ileriye dönük doğru kararlar verebilmeniz için daha fazla mücadele etmeniz gerekiyor. Aslında benim bir kadın olarak yönetici koltuğuna gelirken değiştirdiğim en önemli şey algı oldu. Toplumsal cinsiyet eşitliği anlamında şirket adına önemli bir yol kat ettiğimizi, bunun öncü fikrinin de benim yönetici pozisyonuna gelmem olduğuna inanıyorum. Ayrıca Anadolu’dan gelen geleneksel bir ailenin dönüşümünü ve kendi içindeki vizyoner, modern görüş yapısını öne çıkartmış olduğunu gördük. Bu da bizim algıda yarattığımız bir diğer değişim.</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>Kadın istihdamı konusunda neler yapıyorsunuz?</strong></span><br /><span style="color: #000000;">Her şirkette artık dijital dönüşüm en önemli gündem maddelerinden biri. Gün be gün yaşanan bu değişimle birlikte iş yapış biçimlerinde de değişimler yaşanıyor. Teknolojinin iş gücüne kattığı değerle birlikte artık çalışanları ayırt edici özellik fiziksel güçten öte fikirler ve işe katılan değer oluyor. Biz kadın ve erkeklerin iş konusunda eşit olduğunu düşünüyor, eşitlikçi bir anlayışı esas alıyoruz. Pozisyonlara yaptığımız yerleştirmelerde baz aldığımız nokta yetkinlikler oluyor. Fikirlerin öne çıktığı bu dijital dönüşüm yolculuğunda her iki cinsiyetten adayların farklı yetkinlikleri olabiliyor. Kadınlar titiz, detaylara eğilen çalışma biçimlerinin yanı sıra yüksek duygusal zekâları ve sezgileriyle ön plana çıkıyor.</span><br /><span style="color: #000000;">Ayrıca Türkiye’de iş dünyasında kadınların iş gücüne katılımı konusunda geçmişe göre daha eşitlikçi bir noktaya doğru ilerlediğimizi düşünüyorum. Türkiye’de kadın yönetici sayısı git gide artıyor, engeller azalıyor. Anadolu’daki şirketlere baktığımda da kadınların hem kendi istekleriyle hem de aileleri tarafından teşvik edilerek daha ön plana çıktıklarını gördükçe çok mutlu oluyorum.</span><br /><span style="color: #000000;">İş yaşamındaki başarınızın ardında neler olduğunu söyleyebilirsiniz?</span><br /><span style="color: #000000;">Öncelikle aile çok önemli bir yere sahip. Aileden gelen etik, ticari ahlak, tutku ve değerler çalışma hayatında insana çok büyük bir değer katıyor. Ayrıca çalışan ve kadının iş hayatındaki yerini destekleyen bir aileden geldiğim için de çok şanslıyım. Ben, tutku ile emek harcanarak yapılan her işte başarılı olunacağına ve bu emeğin karşılığının maddi ve manevi olarak mutlaka alınacağına yürekten inanıyorum. Seçtiğiniz alanda yetkinliğe ulaşmak için genç yaşlardan itibaren tecrübe kazanmak üzere çalışmalar yapmak, bu deneyimleri işinize aktarmak, her gün üzerine yeni bir şeyler katmak, öğrenmeye ve yeniliğe açık olmak sizi başarıya ulaştırıyor.</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>Türkiye’de en başarılı 50 Kadın CEO arasında yer alıyorsunuz. Değişen dünyada başarılı bir lider olmanın kriterleri nelerdir sizce?</strong></span><br /><span style="color: #000000;">Bana göre iyi bir liderin en önemli özelliklerinin başında sonuç odaklı ve hızlı olması geliyor. Rekabetin yoğun olduğu bir dönemde bu vasıfların bir lideri ayrıştırıcı özellikleri arasında olduğunu düşünüyorum. Kolay kolay pes etmeyen, motivasyonu bozulmayan, gerekirse hedefe gideceği yolu değiştiren ancak gitmekten asla vazgeçemeyen bir karaktere sahip olmalı. Kısacası uzun koşu maratoncusu olmalı. Akıl ve gönül gözü açık olan lider aynı zamanda analitik olmalı, aklını ve sezgilerini kullanarak attığı her adımın artı ve eksilerini hesaplayabilmeli, bütünü görebilmeli. Vizyoner olması, zamanın ötesinde düşünebilmesi, çalıştığı kişilere ilham vermesi, mentorluk yapması, gerektiğinde de mentorluk alması benim lider anlayışımda önemli yer tutuyor. Çalışma biçiminde ortak akla olan inançla ilerlemesi, geçmişten çıkarttığı derslerle geleceğe odaklanarak yürümesi gerekiyor.</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>Şölen son olarak Gaziantep’te Endüstri 4.0’ın gerekliliklerine göre tasarlanan 120 bin metrekare büyüklüğündeki fabrikasına, 5 senede toplam 600 milyon TL’ye yakın yatırım yaptı. 62 üretim hattı bulunan bu tesisle birlikte grubun kapasitesi günlük 800 tona ulaştı. Endüstri 4.0 konusunda neler söyleyeceksiniz ve markanızda nasıl bir dijital dönüşüm süreci geçiriyorsunuz?</strong></span><br /><span style="color: #000000;">Sahip olduğu ileri teknoloji bakımından dünyanın ilk üç tesisi arasında yer alan Gaziantep Fabrikası, dış ticaretten kazandığını yine bu topraklara yatırmayı görev bilen Şölen’in Türkiye ekonomisine ve sektörüne kazandırdığı büyük bir değerdir. Bugün 250 milyon Dolara ulaşan yatırımımızın büyük bir bölümü teçhizat ve teknolojiye harcandı. Sonuç olarak yüksek teknolojisiyle dünyanın en iddialı tesislerinden birini yarattık. Akıllı depo, yapay zeka için hatlarla robotların yer aldığı, çok gelişmiş bir otomasyon sistemiyle çalışan yeni tesisimiz, Avrupa’nın en gelişmiş üç tesisinden biri konumunda. Sahip olduğumuz ileri teknoloji, inovatif bakış açısıyla aynı anda milyonlarca ürünü, aynı lezzet ve güvenlikte üreterek çikolata severlere ulaştırmayı başarıyoruz. Şölen bu önemli yatırımıyla katma değer yaratarak, mevcut ürünleri ve hayata geçireceği yeni ürünleriyle markalaşarak global ligde büyüme hedefine koşuyor. Güçlü yatırımlarla uluslararası rekabette gücümüzü daha da arttırıyoruz. Hedefimiz bu yatırımdan aldığımız güçle önümüzdeki dönemde küresel marka olmaktır. Dünyanın dört bir yanına ürünlerini ihraç eden global bir firma olarak, biz de geleceğin teknolojilerine yatırım yapmak zorundayız. Böylece girmeyi başardığımız pazarlardaki yerimizi güçlendirmeyi ve yeni pazarlarda da rekabette öne çıkabilmeyi hedefliyoruz. Bütün bunlar ancak mükemmel bir üretim ile gerçekleşiyor. Lezzetli ve güvenilir ürünler, sadece makine yatırımıyla elde edilmiyor, inovasyona da yatırım yapmak gerekiyor. Rekabetin yoğun olduğu bir pazarda ancak yenilikçi ürünlerle avantaj sağlayabiliyorsunuz. İnovasyonun olmazsa olmaz koşulu ise yeni teknolojiler… Biz de kazandığımız her kuruşu teknolojiye yatırıyoruz.</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>Bir röportajınızda Türkiye’nin pazarlama konusunda alacağı çok yol olduğunu söylediniz. Bunu biraz açar mısınız? Örneğin nöromarketing konusundaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?</strong></span><br /><span style="color: #000000;">Şölen kurulduğu günden bu yana yenilikçi bir marka olarak çalışmalarını sürdürdü. Pazarlama alanında da her zaman fark yaratan işlere imza attık. Sadece günü yakalayan değil, yüzünü geleceğe dönen bir stratejiyle ilerlemek, pazarlama anlamında bir adım öne geçmenizi sağlıyor. Biz her zaman tüketicilerimizin isteklerini, ihtiyaçlarını belirleyip, çok iyi anlayıp ilerlemeyi tercih ediyoruz. Örneğin, Biscolata bizim için çok önemli bir mihenk taşı. Çizgisi çok cesur olmasına rağmen bu cesaret markaya güç katmaya devam ediyor. Bir diğer güçlü işimiz ise çocuk ürünleri kategorisindeki markamız Ozmo. Ozmo, ürün çeşitliliğiyle, yarattığı dünyayla bugün 18 yaşında. Nöromarketing konusuna gelince, ben bu konunun tabi ki uzmanı değilim, fakat daha iyi pazarlama yapmak isteyen herkesin insan zihninin nasıl çalıştığını, iklimin karar mekanizmaları üzerindeki etkilerini, kısacası toplum psikolojisini ve sosyolojisini ve insanın doğasını anlaması gerektiğini düşünüyorum</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>Biscolata reklamları Türkiye’de nadir görülen bir strateji uyguladı ve reklamda erkeği özne konumuna taşıdı. Toplumsal cinsiyetçilik bakımından ele alırsak nasıl bir algı yaratıldı diyebiliriz ya da bir algı kırılması yaşandığını söyleyebilir miyiz?</strong></span><br /><span style="color: #000000;">2009’da pazarı sunduğumuz Biscolata, Şölen’in farklı olanı sunma ve yenilikçilik yeteneğini tam olarak ortaya koyduğu markalardan biridir. Bu markamızla yola çıkarken hedefimiz, gerçek çikolatalı tatları modern ve alışılmışın dışında yenilikçi ürün formatlarıyla tüketiciye sunmaktı. Çikolata ve çikolatalı ürünler, ağırlıklı olarak kadınlar tarafından tüketildiği için ana hedef kitlemizi kadınlar olarak belirledik. . İlk çıkışta güçlü, iddialı ve aynı zamanda hedef kitleyle duygusal bağ kuracak bir kampanya hedefledik. Amacımız kadınları el üstünde tuttuğumuzu, onlara hak ettikleri değeri hatırlatmaktı. Ancak bunu hiç yapılmamış bir tarzda yapmak istiyorduk. Yapılan araştırmalarda kadınların çikolata yediğinde sadece kendilerinin bildiği, mutlu olduğu, hayal edebilecekleri kadar güzel yerlere gitmek istediklerini gösteriyordu. Biscolata’nın kadınlara gerçekten istediği dünyayı verebileceği bir tema üzerine yoğunlaştık. Kampanya fikri bu doğrultuda gelişti. Marka sadece kadınların değil, çok geniş bir kitlenin çok beğendiği, ürünlerini gerçekten severek tükettiği bir başarı kazandı.</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>Yine bir röportajınızda “Çikolatanın Apple’ı olmak istiyoruz” dediniz. Bu bakımdan nasıl bir yol aldınız, stratejileriniz nelerdir?</strong></span><br /><span style="color: #000000;">Bugüne kadar yurtiçinde ve dünya pazarlarında elde ettiğimiz başarıyı, kalite, yenilikçilik, inovasyon ve teknoloji odaklı bakış açımıza, marka yaratmak için büyük bir motivasyonla çalışan Ar-Ge yapılanmamıza borçluyuz. Yerel ve global rekabette bizi ayrıştıran ve başarıya taşıyan öncelikli husus yenilikçi ürünlerle farklılaşma stratejimizdir. Bunun için öncelikle ileri teknolojiye yatırım yapıyoruz. Her aşamasında el değmeden, teknolojinin son harikası robotlarla üretim yapılan ve bu özellikleriyle Endüstri 4.0’ın öncüsü olan “Türkiye’nin Çikolata Fabrikası”nı Gaziantep’te devreye sokmamızın nedeni de budur. Kurulduğumuz günden bu yana daima katma değerli ürünler ve marka yaratma ilkesiyle çalışıyoruz. Milango gibi ilk tasarım çikolatayı, Biscolata gibi pazarlama stratejisiyle ön plana çıkan ürünlerimizi, Ozmo gibi ilk çocuk kategorisini biz tasarladık. Ar-Ge gücümüzle ve yenilikçi vizyonumuzla başardık ve bu başarılarımızı sürdüreceğiz. Dünyada alanındaki en iyi üç tesisten biri olan Gaziantep tesisimizde, 2000 metrekarelik alanda Ar-Ge merkezimizi açtık. Bu Ar-Ge merkezinde katma değer yaratmaya yönelik yenilikçi projeler oluşturuyor, patent ya da faydalı model sayısını artırmaya çalışıyoruz, üniversitelerle iş birliği yapıyoruz. Kendi sektörümüzde Ar-Ge’ye en fazla kaynak ayıran firmalardan biriyiz. Ar-Ge merkezimizin üzerinde en çok çalıştığı konu, kendi markalarına özgün, patentli ürünler geliştirmek. Şölen’in bugüne kadar 19 adet patent başvurusu bulunuyor. 2 ayrı faydalı model başvurusu var. Toplam 74 endüstriyel tasarım tescili bulunuyor. Başarılı olmak için tüketici ihtiyaçlarına karşılık veren, fark yaratan ürün tasarlamak çok önemli. Biz bu sayede Avrupa fiyatları üzerinde ürün fiyatıyla dünyanın birçok ülkesine ihracat yapabiliyoruz. Şölen’in önümüzdeki dönemde hedefi, küresel marka olmak ve mevcut pazarlarda derinlemesine büyümektir. Apple’ı bu anlamda hem pazarlama hem de ürün inovasyonu olarak rol model olarak belirttiğimi ifade etmek isterim.</span></p></div>								</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				</div>
		<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/solen-ceosu-elif-coban-fikirler-artik-daha-degerli/">Şölen CEO’su Elif Çoban: “Fikirler Artık Daha Değerli”</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halil Aksu: “Gelecek Ütopik mi, Distopik mi Bilemem Ama Dijital Olacağı Kesin”</title>
		<link>https://www.gidaperakendecileri.org/halil-aksu-gelecek-utopik-mi-distopik-mi-bilemem-ama-dijital-olacagi-kesin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Nov 2019 07:56:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gidaperakendecileri.org/?p=1491</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital dönüşüm bakımından Türkiye’nin kanaat önderleri arasında yer alan Halil Aksu, “Dijitopya” ismini verdiği kitabını “bir yolculuk rehberi” olarak tanımlıyor ve şöyle anlatıyor: “Sürekli başucunuzda bulunduracağınız ve dünyanın dijitalleşme sürecinde birey olarak, departman olarak, şirket olarak, sektör olarak, hatta millet ve ülke olarak yolunuzu bulmak için, kaybolmamak için, dijital dünyanın güzel ve faydalı olması için [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/halil-aksu-gelecek-utopik-mi-distopik-mi-bilemem-ama-dijital-olacagi-kesin/">Halil Aksu: “Gelecek Ütopik mi, Distopik mi Bilemem Ama Dijital Olacağı Kesin”</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="1491" class="elementor elementor-1491">
						<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-7cb3dba elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="7cb3dba" data-element_type="section" data-e-type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-4b9c6851" data-id="4b9c6851" data-element_type="column" data-e-type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-649b8508 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="649b8508" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<div class="td-paragraph-padding-1"><h3><span style="color: #000000;"><strong>Dijital dönüşüm bakımından Türkiye’nin kanaat önderleri arasında yer alan Halil Aksu, “Dijitopya” ismini verdiği kitabını “bir yolculuk rehberi” olarak tanımlıyor ve şöyle anlatıyor: “Sürekli başucunuzda bulunduracağınız ve dünyanın dijitalleşme sürecinde birey olarak, departman olarak, şirket olarak, sektör olarak, hatta millet ve ülke olarak yolunuzu bulmak için, kaybolmamak için, dijital dünyanın güzel ve faydalı olması için başvurulacak bir kaynak”.<br />Biz de Aksu’yla geleceği, dijitalleşmeyi, yapay zekayı ve yapay zekaya pazarlamayı konuştuk.<br /></strong></span></h3><p><span style="color: #808080;"><b>Röportaj: Bikem Ögünç </b></span></p><p><span style="color: #000000;">Halil Aksu, Türkiye Yapay Zekâ İnisiyatifi’nin fikir babası ve kurucusu. “Türkiye’de yapay zekâ farkındalığını arttırmak, ekosistemi geliştirmek için çalışıyoruz” diyen Halil Aksu, üniversite ve liselerde konuşmalar yapıyor, önemli zirve ve konferanslarda sunumlar gerçekleştiriyor. Aksu’nun beş tane de yayımlanmış kitabı var. Özellikle gelecek senaryoları ve dijital dönüşüm alanlarında Türkiye’nin kanaat önderleri arasında sayılan Halil Aksu ile hem Dijitopya kitabı hem de yapay zekâ üzerine konuştuk. </span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Dijitopya kitabınızdan bahsedelim ilk olarak…</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Gelecek ütopik mi distopik mi bilemem, ama dijital olacağı kesin. Buna dayanarak bir arkadaşımla birlikte kitabıma ‘Dijitopya’ ismini vermeye karar verdik. Dijitopya, bir yolculuk rehberi aslında. Sürekli başucunuzda bulunduracağınız ve dünyanın dijitalleşme sürecinde birey olarak, departman olarak, şirket olarak, sektör olarak, hatta millet ve ülke olarak yolunuzu bulmak için, kaybolmamak için, dijital dünyanın güzel ve faydalı olması için başvuracağınız bir kaynak eser olarak kaleme alındı. Tabii ki dijital çağa uygun olarak e-kitap hali de var. Ayrıca dijitopya.com web sitesi ile içeriği sürekli güncel tutup, anket, araçlar, ilave kaynaklar paylaşmaya da devam ediyoruz.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Kitapta “Dijitopya, dijital geleceğimizdir” diyor ve bunun daha başlangıç olduğunu vurguluyorsunuz. Daha neler göreceğiz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Tümüyle dijitalleşen bir ekonomi, toplum yapısı ve dünya düzenine doğru gidiyoruz. Elbette yiyeceğimiz, içeceğimiz, giyeceğimiz, oturacağımız, süreceğimiz eşyalar fiziki kalmaya devam edecek. Ama kitap, müzik, film, oyun, sosyal temaslar, teşhis, tahlil gibi pek çok unsur, tümüyle dijitalleşiyor. Dijitalleşemeyecek unsurların da üretimi kayıt altına alınıyor, hatta dijital ikizleri yapılıyor, dijital ortamda optimize ediliyor, geliştiriliyor, müşteri deneyimi iyileştiriliyor. Pokemon Go oyununu hatırlayın! Gerçek dünya üzerinde Poke Stop’lar, sanal Pikaçu’lar vardı. Second Life gibi sanal bir platformda pek çok yeni dijital dünya kuruluyor. Oyun dünyası kendi başına pek çok paralel evren içeriyor. Spor oyunlarından savaş oyunlarına kadar, strateji oyunlarından şehir kurma simülasyonlarına kadar…</span><br /><span style="color: #000000;">Arttırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik ve harmanlanmış (mixed) gerçeklik çözümleri giderek yaygınlaşacak, kullanım alanları giderek gelişecek. Sağlıktan eğitime, e-ticaretten turizme, Endüstri 4.0 alanlarından enerji şebekelerine, eğlenceden haber alma ve haber durumuna kadar pek çok alanda gerçek dünyanın üzerine dijital bir kaftan serilecek.</span><br /><span style="color: #000000;">Gerçek dünyada olan neredeyse her şeyin dijital bir izi olacak. Google Earth programına baktığınızda sokak sokak dünyanın pek çok şehrini oldukça ayrıntılı bir şekilde gezebilirsiniz, hem de bilgisayarınızın başından hiç kalkmadan… Sanayide dijital ikizlerin yaygınlaşması ile her fabrikanın, her deponun, her kamyonun, her forkliftin bir dijital ikizi olacak. Masanızın başından kalkmadan, tatilde bile olsanız dizüstü bilgisayarınızdan, tabletten veya cep telefonu ekranınızdan şirketinizi, sevkiyatlarınızı, üretiminizi göreceksiniz.</span></p><p><span style="color: #000000;">Bunlar çok değerli ve çok yararlı gelişmeler. Engelli vatandaşların ve dezavantajlı kesimlerin süreçlere dahil edilmesi, dünyanın küçülmesi, farklı dillerde ve kültürlerde yaşayan insanların birbirine yaklaştırılması bakımından dijitalleşme, müthiş fırsatlar barındırıyor. Tabii ki olumsuz bazı sonuçlar da yok değil. Dijital dünyanın çok büyük tehditleri de var. Hepimiz bunlardan endişe ediyoruz. Bazıları hayali, bazıları gerçek&#8230; Ama bunlar var diye, bu nimetlerden vazgeçemeyiz. İnterneti kapatabilir miyiz? Yapay zekadan vazgeçebilir miyiz? Penisilinden, röntgenden, nükleer teknolojilerden vazgeçebilir miyiz? Hayır. Ama tehditleri var mıdır? Kesinlikle. Bunlara da çok dikkat etmek zorundayız.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Peki, ne yapabiliriz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Bu anlamda sessiz çoğunluk, sağduyusunu korumalı, bilinçli nesiller yetiştirmeli, doğru kullanım şekillerine odaklanmalı ve topluma örnek olmalı. Gürültü çıkaran, manipülasyon yapan, hırsızlık yapan, özetle yanlış yolda olan, kötü niyetli olan, azınlıktır. Bunlar her zaman olacak. Elimizden geldiğince bunları kanuna sevk etmeli, trafikten uzaklaştırmalıyız. Ama ne olur, teknolojiyi suçlamayalım. Zira teknolojinin bir suçu yok. Onu kullanan insanın suçu var. Hepimiz her gün elimize bıçak alıyoruz. Bir bıçak ile insan da öldürülür, heykel de yapılır, salata da hazırlanır. Tercih bizim!</span></p><p><strong><span style="color: #000000;"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-1488 alignleft" src="https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/11/halil-aksu-yapay-zeka-1-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/11/halil-aksu-yapay-zeka-1-300x200.jpg 300w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/11/halil-aksu-yapay-zeka-1-768x512.jpg 768w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/11/halil-aksu-yapay-zeka-1-1024x683.jpg 1024w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/11/halil-aksu-yapay-zeka-1-696x464.jpg 696w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/11/halil-aksu-yapay-zeka-1-1068x712.jpg 1068w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/11/halil-aksu-yapay-zeka-1-630x420.jpg 630w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/11/halil-aksu-yapay-zeka-1.jpg 1080w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Bugün dijitalleşme dediğimizde akla yapay zekâ, algoritmalar gibi pek çok kavram ve konu geliyor. Artık tüm bunlar hayatımızın içinde ve bir parçası oldu. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Ben iyimser bir insanım. Teknolojinin hayatlarımızı güzelleştirdiğini düşünüyorum. Bilim ve sanat, medeniyetimizin ilerlemesini sağlıyor. Bilimden yararlanarak ve sanattan esinlenerek teknoloji gelişiyor. Matbaa, buhar makinesi, içten yanmalı motor, internet, cep telefonu, yapay zeka gibi sonuçlar var. Bunun üzerine uygulamalar çıkıyor, inovasyon oluyor, ekonomik etki yaratıyor, toplumsal dönüşüm, hukuki adaptasyon, siyasi formasyon gelişiyor. Bugünlere böyle geldik. Yarınlara doğru giderken de böyle yürümeye devam edeceğiz. Yapay zekâ sayesinde enerji sorunu çözülecek, trafik rahatlayacak, sağlıkta pek çok iyileştirme görülecek, akıllı evlerden akıllı fabrikalara kadar, eğitimden adalete kadar, pek çok farklı uygulama alanı olmaya başladı, daha da olacak.</span><br /><span style="color: #000000;">Yanı sıra kötü şeyler olacak mı? Tabi ki! Yanlış haberler, nefret söylemleri, siber terör, otonom silahlı sistemler&#8230; Ama bunlar var diye, teknolojiden vazgeçemeyiz. Olabildiğince regüle etmeliyiz, olabildiğince etik kurallar belirlemeliyiz ve olabildiğince insanların bu tür kanunlara, kurallara ve ortak değerlere uymalarını sağlamalıyız.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Çağ öyle bir noktaya geldi ki ticari anlamda da koşullar değişti. Markalar ve global firmalar artık yapay zekayı dikkate alıyor. “Yapay zekaya pazarlama” desek, siz neler söylersiniz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Yapay zekâ, temel bir teknoloji. Her şeyin içine giriyor ve girmeye devam edecek. Pazarlamaya da girecek, yönetime de… Üretime, eğitime, sağlığa, insan kaynaklarına ve akla gelebilecek her alana… 3-5 yıl daha yapay zekâyı tartışacağız ama ondan sonra kanıksayacağız. Gartner buna Hype Cycle der. 3-5 yıl sonra çok acayip, yeni bir teknoloji gündemi, manşetlere oturacak. Yapay zekâ ilerlemeye devam etse de manşetlerden ve gündemden düşecek. Ama tabii ki gelişmeye devam edecek, çözümler olgunlaşacak; veri miktarı arttıkça, öğrenme metotları geliştikçe, çok daha hızlı ve çok daha gelişmiş çözümler, hayatımızın her alanına girecek.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Yapay zekaya pazarlama, sektörleri nasıl değiştiriyor ve daha neleri değiştirecek?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Hassasiyet artacak. Pazarlama için harcanan her kuruş, çok daha yerinde harcanacak. Düne kadar görülemeyen ve hesaplanamayan bağlantılar, korelasyonlar, ipuçları ve öngörüler, hesaplanır hale gelecek. Markalara ve müşterilere daha değerli teklifler oluşturulacak. Hatta pek çok işlem, otonom hale gelecek. İnsanlar angarya, rutin, katma değeri düşük işlerden kurtulacak; daha yüksek empati ve yaratıcılık gerektiren işlere odaklanacak. Hem kendileri hem de müşterileri için daha az çalışarak daha yüksek katma değer elde edecekler.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Algoritmalar hayatımıza nasıl yön veriyor? Geçmişten bugüne nasıl bir etki olduğunu söyleyebiliriz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Algoritmalar özellikle internet devlerinde içeriğin belirlenmesi, müşteri deneyimin kişiselleştirilmesi konusunda bugün itibariyle oldukça belirleyici. Amazon’daki tavsiyeler, ileri analitik ve yapay zekâ ile hesaplanıyor. Netflix, izleme tavsiyelerini yapay zekâ ile hesaplıyor. Facebook ne göreceğinizi, kiminle arkadaş olacağınızı, neler beğeneceğinizi yapay zekâ ile hesaplıyor. Youtube tavsiyeleri, Twitter paylaşımları, Uber rotaları, Spotify müzik tavsiyeleri, Endüstri 4.0 optimizasyonları ve daha niceleri yapay zekâ ile hesaplanıyor, daha da hesaplanacak.</span><br /><span style="color: #000000;">Bundan sonra hastalıkların çözülmesi, trafik sıkışıklıkların önlenmesi, eğitimdeki kalitenin arttırılması, Endüstri 4.0 kapsamında üretimin daha verimli hale getirilmesi gibi pek çok alanda yapay zekâ çığır açacak. Bunların dışında belki bugün hiç akla gelmeyen, onlarca, yüzlerce yeni alanda inovatif fikirler, çözümler ve iş modelleri karşımıza çıkacak.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Dijital dönüşüm için nereden başlamak gerekir? Özellikle perakende sektörü bakımında konuyu nasıl değerlendirmek gerekiyor?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Dijitalleşme, bir gerçek. Dijital dönüşüm bir tercih değil, bir zorunluluk. Öncelikle dijitalin etkilerini iyi analiz etmek gerekiyor. Fırsatlar, tehditler, endişeler, gereksinimler… Buna istinaden her kurumun bir dijital dönüşüm stratejisine ve bunu nasıl hayata geçireceğine dair bir dijital dönüşüm yol haritasına ihtiyacı var. Ayrıca bunları destekleyecek bir dijital kültür dönüşümü de gerekli. Zira bu dönüşüm, insanlarla gerçekleştirilecek. Davranış değişiklikleri, mesela çevik yaklaşım gibi; zihniyet değişiklikleri, mesela müşteri odağı gibi; iş modeli değişiklikleri, mesela ekosistem ve platform iş modelleri düşünmek gibi; yetkinlik değişiklikleri, mesela analitik ve yaratıcılık gibi&#8230;</span><br /><span style="color: #000000;">Kolay değil, ama mümkün.</span></p></div>								</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				</div>
		<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/halil-aksu-gelecek-utopik-mi-distopik-mi-bilemem-ama-dijital-olacagi-kesin/">Halil Aksu: “Gelecek Ütopik mi, Distopik mi Bilemem Ama Dijital Olacağı Kesin”</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kötü Hissettiğinizde İstiridyeyi Düşünün!</title>
		<link>https://www.gidaperakendecileri.org/kotu-hissettiginizde-istiridyeyi-dusunun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 09:33:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gidaperakendecileri.org/?p=1440</guid>

					<description><![CDATA[<p>İş hayatının getirdiği kaçınılmaz değişimin, stresin, engellerin ve kayıpların üstesinden gelebilmek, her zaman çok da kolay değil. Özellikle rekabetin yoğun olduğu sektörlerde, uzun süren ve zorlu çalışma koşulları, iş ve özel yaşam dengesini ortadan kaldırırken bireyleri depresyona sürükleyebiliyor. Son zamanlarda giderek daha çok gündeme gelen “Resilience” yani “Dayanıklılık”, hem bireyler hem de kurumlar açısından uzun [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/kotu-hissettiginizde-istiridyeyi-dusunun/">Kötü Hissettiğinizde İstiridyeyi Düşünün!</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="1440" class="elementor elementor-1440">
						<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-7cb3dba elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="7cb3dba" data-element_type="section" data-e-type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-4b9c6851" data-id="4b9c6851" data-element_type="column" data-e-type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-649b8508 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="649b8508" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<div class="td-paragraph-padding-1"><h3><span style="color: #000000;"><strong>İş hayatının getirdiği kaçınılmaz değişimin, stresin, engellerin ve kayıpların üstesinden gelebilmek, her zaman çok da kolay değil. Özellikle rekabetin yoğun olduğu sektörlerde, uzun süren ve zorlu çalışma koşulları, iş ve özel yaşam dengesini ortadan kaldırırken bireyleri depresyona sürükleyebiliyor. Son zamanlarda giderek daha çok gündeme gelen “Resilience” yani “Dayanıklılık”, hem bireyler hem de kurumlar açısından uzun vadeli ve sürdürülebilir başarıyı yakalamak için önemli bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Bilgi Üniversitesi Akademisyenlerinden Itır Erhart da zor koşullardan büyüyerek çıkmanın yollarını, gerçekleştirdiği esneklik ve dayanıklılık atölyelerinde bireylerle ve kurumlarla paylaşıyor.<br /></strong></span></h3><p><span style="color: #808080;"><b>Röportaj: Bikem Ögünç </b></span></p><p><span style="color: #000000;">Günümüzde dünyanın geldiği nokta, ticaretin ulaştığı global boyut, karmaşıklaşan yaşam dinamikleri hem bireyleri hem de kurumları daha esnek, dayanıklı ve çevik olmaya zorluyor. “Resilience” yani Türkçede “dayanıklılık” olarak karşılık bulan kavram da iş dünyasının şimdilerde odak noktasına aldığı önemli konulardan biri. Çünkü bireylerin de kurumların da esnekliğe ve dayanıklılığa geçmişe kıyasla çok daha fazla ihtiyacı var. Yapılan çok sayıda araştırma, iş kaynaklı tükenmişlik sendromu ve kaygının esneklik ve dayanıklılığı yüksek olan bireylerde daha az görüldüğünü ortaya koymuş durumda. Esneklik ve dayanıklılık geliştirmek, stresten kaçınılamayan durumlarda, önemli projelerin raydan çıkmasına engel olabiliyor. Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademisyenlerinden Itır Erhart da ‘The School of Life’ta gerçekleştirdiği “İş Ortamında Esneklik ve Dayanıklılık” atölyesi ile zorlu deneyimlerden sonra kendimizi toplamamıza engel olan psikolojik tıkanmalara, iyileşmenin yolunu kesen temel inanç ve düşünce örüntülerine odaklanıyor. Atölyede kolay öğrenilebilen teknikleri paylaşarak ve başvurulacak duygusal kaynakları belirleyerek, zor koşullarda bile büyümeyi sürdürmenin yolları üzerine çalışılıyor. “Adım Adım” ve “Açık Açık” isimli sosyal girişimlerin de kurucuları arasında yer alan ve sivil toplum gönüllüsü olarak oldukça önemli çalışmalara imza atan Itır Erhart ile iş ortamında dayanıklılığı konuştuk. </span></p><p><strong><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-1447 alignleft" src="https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/11/ıtır-erhart-roporta2-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/11/ıtır-erhart-roporta2-300x200.jpg 300w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/11/ıtır-erhart-roporta2-768x512.jpg 768w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/11/ıtır-erhart-roporta2-1024x683.jpg 1024w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/11/ıtır-erhart-roporta2-696x464.jpg 696w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/11/ıtır-erhart-roporta2-1068x712.jpg 1068w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/11/ıtır-erhart-roporta2-630x420.jpg 630w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/11/ıtır-erhart-roporta2.jpg 1440w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Hem bireyler hem de kurumlar için “dayanıklılık” üzerine atölyeler gerçekleştiriyorsunuz. Öncelikle School Of Life hakkında bilgi verebilir misiniz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">School Of Life, Alain De Botton’un ilk olarak 2008’de, Londra’da hayata geçirdiği felsefe, edebiyat, psikanaliz ve görsel sanatların sunduğu yaklaşımlar ve rehberlik aracılığı ile katılımcıları akıllı ve iyi yaşama alternatiflerini keşfetmeye ve tartışmaya davet eden bir oluşum. “Potansiyelimizi nasıl gerçekleştirebiliriz?”, “Aşkı nasıl zinde tutabiliriz?”, “Nasıl fark yaratırız?”, “Nasıl yaratıcı oluruz?”, “Sakin kalmayı nasıl başarırız?” gibi sorulara odaklanıyor. Ben de öğrencilik yıllarımdan bu yana Alain De Botton’u takip ediyordum. Üniversitedeyken kitaplarını okumuştum ve felsefeye yaklaşımı beni çok etkilemişti. Ben de felsefe okuyordum, fakat benim okuduğum haliyle felsefe çok daha teorik ve hayattan kopuk bir bilimdi. Günlük hayatın meselelerine değmiyordu. Alain De Botton’un yaklaşımı ise Antik Yunan’daki gibi hayatın meselelerine daha fazla yöneliyor ve onları sorguluyordu. “Mutluluk nedir?”, “Aşk nedir?”, “Ben nedir?” sorularını soruyor ve bu sorular üzerinden yapılan tartışmalardan çıkan sonuçların da günlük hayata uygulanabilir olduğunu işaret ediyordu. Bu yaklaşımı beni çok etkiledi. Alain De Botton’un Türkiye’ye gelmesiyle birlikte, ilk günden beri bu oluşumun bir parçası oldum. Bu dönem de “Kendimizi Nasıl Tanırız” ve “İş Ortamında Dayanıklılık ve Esneklik” atölyelerini veriyorum.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Dayanıklılığı ve esnekliği nasıl tanımlıyorsunuz? Atölyede neler yapılıyor?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Resilience aslında uzun zamandır dünyada tartışılan, konuşulan bir kavram. Bunun üzerine ben de çok okuma yaptım çünkü benim için yeni bir alan. Aslında hepimizin bir yerinden bildiği ama bir şekilde anlamlandırmadığı ya da ifade etmediği bir durum… Türkçeye çevirisi biraz zor; Latince “resilire” fiilinden türemiş olan resilience, “to jump back” yani “sekmek” gibi bir anlama geliyor. Bir objenin yere attığınızda çarparak sekmesi, aslında size doğru tekrar bir hamle yapabilmesi…</span><br /><span style="color: #000000;">Bunu insana uyguladığınızda nasıl oluyor diye sorarsak, hayattaki zorlukları, travmaları bir büyüme ve gelişme fırsatı görebilmeyi başarmak olarak ifade edebilirim. Yaşadığınız zor durumlara, kayıplara karşı o durumun içinde esneyebilmeniz ve şartlara adapte olarak o durumdan büyüyerek, güçlenerek çıkmanız&#8230;</span><br /><span style="color: #000000;">Bu kavram ya da bunun etrafında ilk tartışma Viktor Frankl ile başlıyor. Frankl’ın “İnsanın Anlam Arayışı” diye bir kitabı var. Kitapta toplama kamplarında yaşadıklarını anlatıyor. Bazı bireyler tamamen hayata küserken, bazılarının o ortamdan bile güçlenerek çıktığını aktarıyor ve Frankl nasıl oluyor da böyle bir şeyin bile bir büyüme deneyimi olarak yaşandığını tartışıyor. Sıfır noktasına gelip, değer verdiğin ve sevdiğin her şeyden uzak kalıp, böyle bir yerde, her gün ölümü beklerken bunu bir büyüme fırsatı olarak görmeyi, buradan büyüyerek çıkmış olmayı inceleyerek, “logoterapi” yani “anlam terapisi”ni başlatıyor. Hayatın anlamını bulmak ve aslında bunu farklı şartlarda esneyerek ve bütün yenilgileri, travmaları, değişen şartları, bir büyüme fırsatı olarak görmek olarak tanımlıyor. Özetle, bakış açınızı değiştiriyorsunuz ve oradan bir anlam yaratmaya çalışıyorsunuz. School Of Life’taki “resilience atölyesi” de en başında şunu soruyor: “Bu doğuştan mı gelir, yoksa geliştirilecek bir şey midir?” Aslında bazılarımızın doğuştan hayata biraz böyle baktığını görüyoruz. Bununla ilgili en güzel metafor ise bence istiridye metaforu. Derslerime de bu örneği vererek başlıyorum. İstiridye, ancak onu dışarıdan rahatsız eden bir şey olduğunda inciyi oluşturuyor. Yani onu rahatsız etmediğiniz zaman içinden böyle sert, parlak ve güzel bir şey çıkarmıyor. İşte sürekli konfor alanında kalınması da büyümenin ve gelişmenin önünde engel olabiliyor. Ancak ne yazık ki pek çok kişi biraz zorlandığında kendini bırakmayı tercih ediyor ve kötü senaryo sarmalına giriyor. Örneğin güne patronunuzdan aldığınız negatif bir e-mail ile başladınız diyelim. Bu e-mail ile birlikte katastrofik bir senaryo yazıyorsunuz; “Eyvah, mahvoldum, işten atılacağım, işten atılırsam çocuğuma bakamayacağım, çocuğum okuldan atılacak…”</span><br /><span style="color: #000000;">Biz gerçekleştirdiğimiz atölye ile bu tür bir negatif spirale girmeyi aslında durdurabileceğinizi söylüyoruz.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Atölyelere kurumsal katılımları öneriyor musunuz? Kurumsal başarıda nasıl bir etkisi olabiliyor?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Dayanıklılık ve esneklik, kurumsal katılımlara son derece uygun bir atölye… Çünkü hepimiz hem özel hayatımızda hem de iş hayatımızda çok fazla zorluk ve kayıpla karşılaşıyoruz. İşte böyle durumlarda bakış açımızı dönüştürebilirsek, kurum içinde de esnek olabilmeyi, farklı durumlara adapte olabilmeyi başarabilirsek kurum için sürdürülebilirliği sağlamak çok daha mümkün olabilir. Dayanıklılık, birey için ne kadar kritik ve duygusal bir yetkinlikse kurumsal olarak da önemli bir yetkinlik.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Tükenmişlik sendromunu son zamanlarda daha fazla duyar olduk. Dayanıklılık egzersizleriyle bunun üstesinden gelinebilir mi?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Tükenmişlik sendromu bir tür depresyon ama her şey de tükenmişlik sendromu değil. Neden bu kadar arttığına bakacak olursak günümüzde bizden beklentilerin çok artmış olmasını sebeplerin başına koyabiliriz. Hayat çok hızlandı. Kendimden örnek verecek olursam, sabah burada ders veriyorum, akşam başka bir şehirde konuşma yapmaya gidiyorum, sonra da başka bir ülkeye seyahat ediyorum. İnsan olarak çok kısa sürede bu hıza adapte olmakta zorlanıyoruz ve aslında yapamıyoruz. Kapasitemiz zorlanınca bize “Dur” diyor ve sistem bir anda kapanıyor, sizi hiçbir şey yapamayacak hale getiriyor. Burada benim tavsiyem şu: Bu kadar zorlamamak!</span><br /><span style="color: #000000;">Kendinize zaman ayırın, boş zamanınız olsun, iyi uyuyun, spor yapın çünkü bunları atlıyoruz. Başka şeylere o kadar vakit ve enerji harcıyoruz ki durup “Ben iyi miyim?”, “Nereye gidiyorum?”, “İyi hissediyor muyum?”, “Uykusuz muyum?” diye sormuyoruz. Hiçbirimizin sınırsız kapasitesi yok ve burada sanırım kritik olan “hayır” diyebilmek.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Zor koşullarda büyümeyi sürdürebilmenin yolları neler?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Freud’un bu konuda yazdığı çok şey var. Örneğin, yaşadığımız kayıplarla ilgili olarak -iş olabilir, aşk olabilir- Freud, yas ile melankoliyi birbirinden ayırıyor. Melankoli, yaşadığınız olumsuzluğu bütün hayatınıza yaydığınız bir süreçtir. Örneğin sevgilinizden ayrıldınız ve hayatınızın bittiğini, artık bir daha başkasıyla olamayacağınızı düşünmeye başlıyorsunuz. Oysa yasta durum öyle değil. Freud’a göre de sağlıklı olan yas çünkü yasın inkarla başlayan ve kabule kadar giden süreçleri var. Herhangi bir açıdan kayıp yaşadığınızda da böyle bakabilmelisiniz. Hatta yaşadığınız bu kayıp sizi büyüttü mü diye bile sorabilmelisiniz. İşini kaybettikten sonra hiç yapamayacağı bir alandan girişimci olarak çıkan ve başarılı olan insanların hikayeleriyle mutlaka karşılaşmışsınızdır. Ne olursa olsun, günün sonunda yaşadığınız kaybı kabul edip bunu fırsat olarak görebilme becerisini geliştirmelisiniz. Mark Twain’in bu konuda çok dikkat çekici bir sözü var: “Hayatta çok sayıda felaket yaşadım ama bunların pek çoğu olmadı.” Gerçekten de çoğu zaman durduk yerde kaygı üretiyoruz ve bu da enerjimizi alıyor, direncimizi yıkıyor. Buna başladığınız anda durmanız gerek. “Bugün güzel bir gün” diyerek güne başlamak önemli… Kötü hissettiğinizde istiridyeyi düşünün! Fiziksel ve zihinsel konfor alanlarını lütfen zorlayın. Korkuyorum dediğiniz şeylerin üstüne gidin. Çünkü o fiziksel zorlamalar zihinsel zorlamaları da beraberinde getiriyor ve hayata karşı dayanıklılığınızı, esnekliğinizi arttırıyor.</span></p></div>								</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-a92f483 elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="a92f483" data-element_type="section" data-e-type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-5f64b5b" data-id="5f64b5b" data-element_type="column" data-e-type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-dc57945 elementor-widget-divider--view-line elementor-widget elementor-widget-divider" data-id="dc57945" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="divider.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<div class="elementor-divider">
			<span class="elementor-divider-separator">
						</span>
		</div>
						</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-4bdb904 elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="4bdb904" data-element_type="section" data-e-type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-1a0a01c" data-id="1a0a01c" data-element_type="column" data-e-type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-97433f8 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="97433f8" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p><strong>Itır Erhart Kimdir? </strong></p><p>Itır Erhart, Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde İngiliz Dili Edebiyatı ve Felsefe okudu. Aynı üniversitede Felsefe yüksek lisans programını tamamladı ve aynı yıl Cambridge Üniversitesi&#8217;nde Felsefe öğrenimine başladı. M.Phil. derecesini kazandıktan sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi&#8217;nde ders vermeye başladı. 2006 yılında, Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden doktora derecesini aldı. </p><p>Halen İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde toplumsal cinsiyet, insan hakları, spor ve medya üzerine dersler veren Erhart, Türkiye’nin ilk yardımseverlik koşusu oluşumu olan Adım Adım’ın kurucuları arasında. Bu alanda yaptığı çalışmalardan dolayı 2009 yılında “Fark Yaratanlar” programına konuk oldu ve 2010 yılında Ten Outstanding Young Persons jüri özel ödülünü aldı; 2014 yılında ise Ashoka Fellow seçildi. </p><p>Itır Erhart’ın The School of Life Istanbul’da verdiği dersler, “Kendimizi Nasıl Tanırız” ve “İş Ortamında Dayanıklılık ve Esneklik”.</p>								</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-d075e7a elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="d075e7a" data-element_type="section" data-e-type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-f58c5d6" data-id="f58c5d6" data-element_type="column" data-e-type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-c094a3c elementor-widget-divider--view-line elementor-widget elementor-widget-divider" data-id="c094a3c" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="divider.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<div class="elementor-divider">
			<span class="elementor-divider-separator">
						</span>
		</div>
						</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				</div>
		<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/kotu-hissettiginizde-istiridyeyi-dusunun/">Kötü Hissettiğinizde İstiridyeyi Düşünün!</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yenal Gökyıldırım: “Verimli Gelişmenin ve Büyümenin En Önemli Anahtarlarından Biri, Teknoloji”</title>
		<link>https://www.gidaperakendecileri.org/yenal-gokyildirim-verimli-gelismenin-ve-buyumenin-en-onemli-anahtarlarindan-biri-teknoloji/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Oct 2019 07:19:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gidaperakendecileri.org/?p=1424</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan kaynakları gelişimi ve istihdam konusundaki çalışmalarıyla göz dolduran Kategori Mağazacılığı Derneği (KMD) aynı zamanda Perakende Teknolojileri Konferansı’yla da her yıl yerli çözüm ortakları ve teknoloji firmalarını perakende sektörüyle bir araya getirerek önemli bir platform oluşturuyor.Dernek çalışmaları, projeleri, perakendenin geleceği ve TAMPF hakkında sorularımızı yanıtlayan KMD Yönetim Kurulu Başkanı Yenal Gökyıldırım, KMD’nin çalışmalarında sektörün önünü [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/yenal-gokyildirim-verimli-gelismenin-ve-buyumenin-en-onemli-anahtarlarindan-biri-teknoloji/">Yenal Gökyıldırım: “Verimli Gelişmenin ve Büyümenin En Önemli Anahtarlarından Biri, Teknoloji”</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="1424" class="elementor elementor-1424">
						<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-7cb3dba elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="7cb3dba" data-element_type="section" data-e-type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-4b9c6851" data-id="4b9c6851" data-element_type="column" data-e-type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-649b8508 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="649b8508" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<div class="td-paragraph-padding-1"><h3><span style="color: #000000;"><strong>İnsan kaynakları gelişimi ve istihdam konusundaki çalışmalarıyla göz dolduran Kategori Mağazacılığı Derneği (KMD) aynı zamanda Perakende Teknolojileri Konferansı’yla da her yıl yerli çözüm ortakları ve teknoloji firmalarını perakende sektörüyle bir araya getirerek önemli bir platform oluşturuyor.<br />Dernek çalışmaları, projeleri, perakendenin geleceği ve TAMPF hakkında sorularımızı yanıtlayan KMD Yönetim Kurulu Başkanı Yenal Gökyıldırım, KMD’nin çalışmalarında sektörün önünü açacak gelişmeleri ilk elden üyeleriyle buluşturmayı hedeflediklerini ve verimli gelişmenin ve büyümenin en önemli anahtarlarından birinin teknoloji olduğunu her fırsatta vurguladıklarını belirtiyor.<br /></strong></span></h3><p><span style="color: #808080;"><b>Röportaj: Meltem Önder </b></span></p><p><span style="color: #000000;">KMD Yönetim Kurulu Başkanı Yenal Gökyıldırım, 1990 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü&#8217;nden mezun olduktan sonra yine bu üniversitede MBA yapmış. 14 yıl boyunca Philips Elektronik’in İstanbul, Dubai, Viyana, Amsterdam operasyonlarında yönetici olarak görev almasının ardından şirketin genel merkezinde Batı Avrupa ve Kuzey Amerika&#8217;dan Sorumlu Başkanlık görevini yürütmüş. 2011’de Türkiye’ye dönerek sırasıyla Doğan Online’da CEO ve LC Waikiki Mağazacılık’ta Genel Müdür olarak görev yapmış. MediaMarkt Türkiye’ye katılması ise 2015 yılına denk geliyor. 2018 yılında MediaMarktSaturn Perakende Grubu’nun global seviyedeki Grup İcra Kurulu Üyesi ve Doğu Bölgesi Operasyon Başkanı unvanlarını alarak Türkiye’nin yanı sıra MediaMarkt Yunanistan ve İsveç şirketlerinin de sorumluluğunu üstlenmiş. Yıldırım, bu göreve ek olarak, halen MediaMarkt Türkiye ile birlikte MediaMarkt Yunanistan’ın da İcra Kurulu Başkanı olarak çalışmaya devam ediyor.</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>KMD’nin çalışmaları ve projeleri hakkında bilgi verebilir misiniz?</strong></span><br /><span style="color: #000000;">Kategori Mağazacılığı Derneği, üye yapısı olarak çok çeşitli kategorileri barındırıyor. Çalışmalarımızı da bu çeşitlilikle besleyerek zenginleştirmeye ve hem üyelerimize hem de sektörümüze maksimum faydayı sağlamaya yönelik planlıyoruz. Derneğimizin en önemli faaliyetlerinin başında mevzuat çalışmaları geliyor. Sektörümüze dokunan her konudaki düzenlemeye müdahil olmaya, görüşlerimizi oluşturmaya ve gerekli makamlara iletmeye çalışıyoruz.</span></p><p><span style="color: #000000;">İnsan kaynakları gelişimi ve yeni istihdam yaratmaya yönelik çalışmalarımız da faaliyetlerimiz arasında önemli yer tutuyor. İSMEK ile hayata geçirdiğimiz “Perakende Okulu”, AB Erasmus+ hibesiyle hayata geçirilen “e-learn retail” uzaktan eğitim programı ve kariyer sitemiz “İŞ-PER”, bu çalışmalarımızdan bazıları. Sektörün geleceğine yönelik önemli bir yatırım olarak gördüğümüz PERAVOC Perakendede Mesleki Yeterlilik Belgelendirme Merkezi ise perakendeciliğin bir meslek olarak algılanması ve itibarının yükselmesi için attığımız en önemli adım. Şu anda Bilişim Teknolojileri alanında mesleklere yönelik verdiğimiz sertifikalar kısa süre içinde satış danışmanı ve kasiyer mesleklerinin de dahil edilmesiyle daha çok kişiyi ilgilendiriyor olacak. Mesleki sertifikaya sahip çalışanların çoğalması, meslek itibarını arttırırken bu sertifikalar çalışanlara ve işverenlere de önemli avantajlar sağlıyor.</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>KMD’nin sahiplendiği ana konuların başında, “teknolojiye yatırım” geliyor. Önümüzdeki dönemde, bu bağlamda ve genel olarak ne gibi projeleriniz ve iş birlikleriniz olacak?</strong></span><br /><span style="color: #000000;">Çalışmalarımızda, sektörümüzün önünü açacak gelişmeleri ilk elden üyelerimizle buluşturmayı hedefliyoruz. Verimli gelişmenin ve büyümenin en önemli anahtarlarından birinin teknoloji olduğunu her fırsatta vurguluyoruz. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, doğru teknolojiye doğru çözüm ortağıyla birlikte yatırımın yapılması. İhtiyaçların doğru belirlenerek yatırım kararının alınması hem maliyetlerin kontrolü hem de verimlilik açısından büyük önem taşıyor. Bu konuda KMD olarak üyelerimize ve sektörümüze önemli bir katkıyı Perakende Teknolojileri Konferansı etkinliğimizle sağladığımızı düşünüyoruz.</span></p><p><span style="color: #000000;">KMD’nin her yıl düzenlediği ‘Perakende Teknolojileri Konferansı’ sadece kategori mağazacıları için değil, tüm perakende sektörü için büyük önem taşıyor. Bize konferans fikrinin nasıl ortaya çıktığından bahsedebilir misiniz? Ekim 2019’da gerçekleşecek konferansta bizi neler bekliyor?</span><br /><span style="color: #000000;">Konferansımızın bu sene altıncısını düzenliyoruz. Bahsettiğim gibi, sektörün verimliliğinde teknoloji yatırımını önemli bir anahtar olarak gördüğümüzden, bu konuyu sahiplendik. Konferansa katılan misafirlerimizin, destekçilerimizin ve üyelerimizin olumlu tepkilerini gördükçe çok doğru bir iş yaptığımızı yürekten hissediyor ve gurur duyuyoruz.</span></p><p><span style="color: #000000;">Etkinliğin fikri, çözüm ortakları ile perakendecileri buluşturacak bir ortam yaratma düşüncesiyle doğdu. Özellikle yerli çözüm ortaklarının geliştirdiği ve uygulaması olan çözümleri, tüm sektörün dinleyeceği bir platformda bir araya getirmek istedik. İlk 3 yıl yarım gün olan etkinliğimiz, sonraki yıllarda tam gün olarak gerçekleşti. Gerek katılımın artması gerekse içeriğin zenginleşmesi Perakende Teknolojileri Konferansı’nı bu güçlü konumuna getirdi.</span></p><p><span style="color: #000000;">Konferansımızla eş zamanlı sürdürdüğümüz Perakende Teknolojileri Ödülleri de özellikle yerli çözüm ortaklarımızı, teknoloji firmalarını motive etme, ürünlerini ve seslerini daha çok duyurmalarına destek olma amacıyla başlattığımız bir program. Bu sene programa yeni bir kategori de ekleyerek, perakende şirketlerimizin kendi bünyelerinde geliştirdikleri çözümleri de ödüllendirmeyi hedefliyoruz.</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>Teknolojinin hızla geliştiği bu dünyada perakendenin geleceğini nasıl görüyorsunuz?</strong></span><br /><span style="color: #000000;">Perakende dünyası, teknolojinin de etkisiyle büyük bir dönüşüm geçiriyor. Artık müşteri beklentilerini önceden öngörerek ona yönelik çalışmalar yapmak ve müşteri memnuniyetini üst seviyede tutmak, olmazsa olmaz. Yeni nesil perakendede müşteri deneyiminin satın alma, karar verme, ödeme ve teslim yolculuğunda kanallar arası etkileşime açık olması ve bunun aynı kalitede temin edilebilmesi büyük önem taşıyor.</span></p><p><span style="color: #000000;">Buradaki kilit nokta ise omnichannel kavramı. OmniChannel, müşteriye ulaşan kanallar arasındaki deneyimin birbiriyle bağlanmış ve tüketiciye istediğin kanaldan istediğin hizmeti verebildiğin, yani birbiriyle entegre bir kavram. Yeni nesil perakendenin de en önemli noktası bu alan olacak. Biz de KMD olarak üyelerimizi bu konuda gelişmeye yönelik çalışmalar yapmaları konusunda destekliyor ve teşvik ediyoruz.</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>Türkiye Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Federasyonu (TAMPF), ülkemizin çok önemli derneklerini bir çatı altında toplayan ve sektör açısından önemli bir organizasyon. Federasyonun çalışmalarını değerlendirebilir misiniz? Yeni yönetimden beklentileriniz neler?</strong></span><br /><span style="color: #000000;">TAMPF, ülke ekonomisinde çok önemli bir konuma sahip; 350 milyar TL cirosu olan bir sektörü temsil ediyor. Sektörün istihdamı ise 950 bin kişi seviyelerinde. Bu rakamlar, federasyonumuzun ne kadar güçlü ve etki alanının ne kadar geniş olduğunu gösteriyor. Yeni dönemde federasyonumuzun bu gücünü daha da hissettirmesini, sivil toplum kuruluşları arasındaki konumunu daha da sağlamlaştırmasını bekliyoruz. Perakende ile ilgili her türlü konuda ilk başvurulacak kurumun TAMPF olması gerektiği bilincinin kamuoyunda oluşması için bizler de üye dernekler olarak desteğimizi sürdüreceğiz.</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>Derneklerin ayrı ayrı çalışmalarının yanı sıra federasyon çatısı altında bir arada hareket ediyor olmalarının sektör ve ekonomi için önemi nedir?</strong></span><br /><span style="color: #000000;">Federasyonun en önemli faydası, temsiliyet gücünün artmasıyla sağlanıyor. Biz perakende dernekleri olarak kendi kategorilerimize özel konularımızı takip ederken, sektörün genelini ilgilendiren konulara dair çalışmalarımızı TAMPF nezdinde daha güçlü bir temsiliyetle sürdürebiliyoruz.</span></p><p><span style="color: #000000;"><strong>Kategori mağazacılığı açısından bakarsak sektörün durumu ve geleceği hakkındaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?</strong></span><br /><span style="color: #000000;">2019 yılı zor ve sıkıntılı bir yıl olacağa benziyor. Her türlü kaynağımızı verimli kullanma, maliyetlerimizi kontrol altında tutma ve fiyat rekabetimizi koruma çabası içindeyiz. Tüketicimizin ihtiyaçlarını karşılama noktasında, mevzuatın da gerektirdiği düzenlemeler çerçevesinde elimizden gelenin fazlasını yapıyoruz. KMD’nin üyeleri, temel ihtiyaç maddeleri dışında kalan ve nispeten ertelenebilen kategorilerden oluşan bir ürün gamına sahip. Bu nedenle genel ekonomik durum ve tüketicimizin alışveriş alışkanlıklarındaki değişimler bizi çok hızlı etkiliyor. 2019 yılını kendi verimliliğimize odaklanarak geçireceğiz. Yakın gelecekte daha iyi bir ekonomik tablo göreceğimizi umuyoruz.</span></p></div>								</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				</div>
		<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/yenal-gokyildirim-verimli-gelismenin-ve-buyumenin-en-onemli-anahtarlarindan-biri-teknoloji/">Yenal Gökyıldırım: “Verimli Gelişmenin ve Büyümenin En Önemli Anahtarlarından Biri, Teknoloji”</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tayfun Doğan: “Daha İyi Bir İş ve Çalışma Yaşamı İmkânsız Değil”</title>
		<link>https://www.gidaperakendecileri.org/tayfun-dogan-daha-iyi-bir-is-ve-calisma-yasami-imkansiz-degil/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Oct 2019 15:08:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gidaperakendecileri.org/?p=1404</guid>

					<description><![CDATA[<p>İngilizce “resilience” kavramının karşılığı olarak psikoloji literatüründe, psikolojik sağlamlık, dayanıklılık, yılmazlık ya da kendini toparlama gücü gibi kavramlar kullanılıyor. Temel olarak bireyin esnek olmasını, zorluklar karşısında güçlü kalabilmesini ve yaşanan sarsıntıdan sonra toparlanabilmesini ifade eden psikolojik sağlamlığı Tayfun Doğan, çocukların oynadığı hacıyatmazlara benzetiyor. “Hacıyatmazlar sallanır ancak devrilmezler” diyen Tayfun Doğan’a göre iyi ve anlamlı bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/tayfun-dogan-daha-iyi-bir-is-ve-calisma-yasami-imkansiz-degil/">Tayfun Doğan: “Daha İyi Bir İş ve Çalışma Yaşamı İmkânsız Değil”</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="1404" class="elementor elementor-1404">
						<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-7cb3dba elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="7cb3dba" data-element_type="section" data-e-type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-4b9c6851" data-id="4b9c6851" data-element_type="column" data-e-type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-649b8508 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="649b8508" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<div class="td-paragraph-padding-1"><h3><span style="color: #000000;"><strong>İngilizce “resilience” kavramının karşılığı olarak psikoloji literatüründe, psikolojik sağlamlık, dayanıklılık, yılmazlık ya da kendini toparlama gücü gibi kavramlar kullanılıyor. Temel olarak bireyin esnek olmasını, zorluklar karşısında güçlü kalabilmesini ve yaşanan sarsıntıdan sonra toparlanabilmesini ifade eden psikolojik sağlamlığı Tayfun Doğan, çocukların oynadığı hacıyatmazlara benzetiyor. “Hacıyatmazlar sallanır ancak devrilmezler” diyen Tayfun Doğan’a göre iyi ve anlamlı bir yaşam ve iş için yapılabilecek çok şey var. Daha iyi bir iş ve çalışma yaşamı ise imkânsız değil.</strong></span></h3><p><span style="color: #808080;"><b>Röportaj: Bikem Ögünç </b></span></p><p><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-1408 alignleft" src="https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-1-300x200.jpg" alt="" width="354" height="236" srcset="https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-1-300x200.jpg 300w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-1-768x512.jpg 768w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-1-1024x683.jpg 1024w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-1-696x464.jpg 696w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-1-1068x712.jpg 1068w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-1-630x420.jpg 630w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-1.jpg 1824w" sizes="(max-width: 354px) 100vw, 354px" />Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde Öğretim Üyesi olan Doç. Dr. Tayfun Doğan, pozitif psikoloji alanında çalışmalar yapıyor. Bu alanın ülkemizde gelişmesi ve tanınması için uğraşan, bu konuda seminer ve konferanslar veren Tayfun Doğan ile “resilience-dayanıklılık” kavramını yani psikolojik sağlamlığı arttırmanın yollarını konuştuk. </span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Psikolojide “resilience” nedir?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Yaşamda pek çok olumsuzlukla karşılaşabiliyoruz. Travmalar, kazalar, kayıplar, iflaslar ya da doğal afetler gibi olumsuzluklar… Bunlara karşı tepkilerimize baktığımızda, genel olarak üç tür tepki verildiğini görüyoruz. Kişi, yaşanan bu travmatik ya da olumsuz olaya yenik düşüp travma sonrası stres bozukluğu adını verdiğimiz ruh sağlığı bozukluğunu yaşayabiliyor. Yaşadığı olumsuz olaydan sonra daha da güçlenebiliyor ki buna da travma sonrası gelişim adını veriyoruz. Üçüncü tepki şekli ise kişinin travmatik deneyimi yaşadıktan sonra kısa sürede toparlanabilmesi. İşte buna “psikolojik sağlamlık” adını veriyoruz. İngilizce “resilience” kavramının karşılığı olarak Türkçe literatürde, psikolojik sağlamlık, dayanıklılık, yılmazlık ya da kendini toparlama gücü gibi kavramları kullanıyoruz. Temel olarak, bireyin esnek olmasını, zorluklar karşısında güçlü kalabilmesini ve yaşanan sarsıntıdan sonra toparlanabilmesini ifade ediyor. Psikolojik sağlamlığı biraz çocukların oynadığı hacıyatmazlara benzetiyorum. Bilirsiniz, hacıyatmazlar sallanır ancak devrilmezler, tekrar doğrulurlar.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Sürekli kazanma baskısı altındaki bireyler, baş etmesi zor sosyal ve ekonomik beklentilerle yüz yüze kalıyorlar ve sonuçta kaygıya yenik düşüyorlar. Anksiyete ile başa çıkma yöntemi olarak zayıf yanları geliştirecek atölyeler, seminerler, danışmanlıklar ve bireysel gelişim kitapları öne çıkıyor tabi ama neler yapmamız gerektiği ile ilgili birçok bilgiye de maruz kalıyoruz. Bu bilgilerin doğruluğu ya da yanlışlığı da tartışılır… Peki, doğru olduğu söylenen şeylerin yapılıyor olmasına rağmen insanlar, çalışanlar neden hala gelecek hakkında kaygılılar?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Çalışma yaşamına atfedilen değerle ilgili farklı görüşler bulunuyor. Çalışmak kimilerine göre en büyük erdemlerden birisi olarak görülürken, kimilerine göre ise abartılmış bir erdem olarak nitelendiriliyor. Hayatımızın çok büyük bir bölümünü çalışma yaşamımız oluşturuyor ve çalışmanın yaşam kalitemiz ve ruh sağlığımız açısından önemi büyük. İş hayatımız yalnızca ekonomik ihtiyaçlarımızı karşılamıyor. Çalışmanın pek çok başka işlevleri de bulunuyor. Bir defa çalışıyor olmak, kendimizi işe yarar ve değerli hissettiriyor. Bu da öz-saygımızı yükseltiyor ve hem daha mutlu olmamıza hem de daha az depresif ve kaygılı hissetmemize yardımcı oluyor. Bunun dışında çalışma yaşamımız sosyalleşmemize de katkı sağlıyor. Ancak çalışırken çok önemli olan ve son yıllarda pozitif psikolojide araştırılan bir konu var: İşin anlamlılığı. Yani bir kişi yaptığı işi anlamlı buluyorsa bu ruh sağlığına önemli düzeyde katkı sağlıyor ve sizin sorduğunuz işin getirdiği kaygı ve sıkıntıları daha iyi göğüslemesine ve bunlarla etkili bir şekilde baş edebilmesine yardımcı oluyor. İşin anlamlı olmasıyla ilgili olarak hem işverene hem de çalışana önemli görevler düşüyor. Çalışanın özlük haklarının verilmesi bu noktada önemli… İş yerinde örgütsel adaletin sağlanması, mobbing’e (psikolojik yıldırma) karşı önlemlerin alınmış olması, çalışma saatlerinin insani limitler içerisinde olması gibi pek çok etken işi anlamlı bulmayı ve iş doyumunu etkiliyor. Çalışanın kendisi açısından baktığımızda ise kişinin sevdiği, yetenek ve ilgilerine uygun bir işi seçmesi pek çok şeyi kolaylaştıracaktır. Sanırım en talihli kişi, sevdiği işi yapan kişidir.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Psikolojik sağlamlığı sağlayan unsurlar nelerdir ve arttırılması için bireysel olarak neler yapılabilir?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Psikolojik sağlamlıkla ilgili çalışmalarda daha çok, psikolojik sağlamlık düzeyi yüksek insanların özellikleri araştırılmış. Bu araştırma sonuçlarına göre, psikolojik sağlamlık düzeyi yüksek bireyler; öz-saygı düzeyleri yüksek, içten denetimli, zeki, sorun çözmede becerikli, iyimser, esnek, mizah anlayışları yüksek, kolay iletişim kurabilen, sosyal destek düzeyleri yüksek, sosyo-ekonomik açıdan daha iyi durumda ve dini inançları güçlü bireylerdir. Bu bireyler öz kaynaklarını ve güçlü özelliklerini kullanma konusunda daha yetkindirler. Psikolojik sağlamlık düzeyi düşük olan ya da risk grubunda olan bireyler ise; yoksul, aile ilişkileri olumsuz olan, ebeveynlerinin eğitim düzeyi düşük olan, zekâ seviyeleri daha düşük olan, madde kullanımı olan, kronik ya da ruhsal bir sağlık sorunu olan ve kalabalık ailede büyüyen bireylerdir.</span></p><p><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-1409 alignleft" src="https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-2-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-2-300x200.jpg 300w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-2-768x512.jpg 768w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-2-1024x682.jpg 1024w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-2-696x464.jpg 696w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-2-1068x712.jpg 1068w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-2-630x420.jpg 630w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-2.jpg 1400w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Psikolojik sağlamlık -genetik yönleri de olsa da- büyük oranda geliştirilebilecek özellikler bütünüdür. Bireyin yaşam şartlarının iyileştirilmesine ek olarak öz-saygı, umut, affedicilik, iyimserlik ve sosyal beceri gibi psikolojik özelliklerinin geliştirilmesi, psikolojik sağlamlık düzeylerini arttıracaktır. Bununla ilgili olarak pozitif psikoloji müdahalelerinin yüz güldürücü sonuçlar verdiğini gözlemliyoruz</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Pozitif düşünce ve psikolojik sağlamlık eğitiminden söz eder misiniz? Şirket başarısında bu tarz eğitimlerin ne gibi etkisi olabiliyor?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Psikolojik sağlamlık düzeyi yüksek bireyler aslında mutluluk düzeyi de yüksek bireylerdir, diyebiliriz. Mutlu, işini anlamlı bulan ve iş doyum düzeyi yüksek bir çalışan daha verimli ve üretken olacaktır. Pek çok bilimsel araştırma sonucu bize bunu gösteriyor. Yani iş yerinde mutlu olan bir birey, çalışma arkadaşlarıyla daha iyi ilişkiler kuracak, daha üretken ve yaratıcı olacaktır. Hatta mutlu çalışanların yıl içerisinde hastalık ya da başka nedenlerle işe gitmeme süresi, mutlu olmayan bireylere göre çok çok düşük. Bu noktada çalışanın mutlu olması ve iş doyumunun yüksek olması hem bireysel anlamda kendisi için hem de çalıştığı kurum için büyük avantaj oluyor. Bu noktada kurumlarda çalışanların mental iyi oluş düzeylerini ve psikolojik sağlamlıklarını arttırma adına eğitim ve seminer programları yapabiliyoruz. Bu programlarda bireylerin sosyal ve duygusal zekâ düzeylerini, umut seviyelerini, iyimserliklerini, öz-saygı ve özgüvenlerini geliştirmeye yönelik çalışmalar yapabiliyoruz. Bunların dışında çalışanların yaşamda bir anlam ve amaç bulmalarına yönelik çalışmalar da yapılabiliyor. Ayrıca işverenlere ya da üst düzey yöneticilere yönelik olarak örgütsel adalet, işe bağlılık, örgütsel özdeşleşme ya da örgütlerde psikolojik rahatlık gibi konularda eğitimler verilebiliyor. Bu tür eğitimler kurumların daha mutlu ve verimli ortamlar olmasına yardımcı oluyor.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">İş hayatındaki hızlı değişimler ve yüksek rekabet ortamının getirdiği hedef baskısı nedeni ile bireyler, takımlar ve organizasyonlar pozitif enerjilerini tüketebiliyor. Şirket yöneticilerine ne gibi tavsiyelerde bulunuyorsunuz?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Yöneticilerin kurumda ilk olarak örgütsel adaleti sağlamaları gerekiyor. Yani bir kurumda çalışan kişi, “Burada bana haksızlık yapılmaz, yapılsa bile yöneticilerim buna izin vermez” düşüncesine ve inancına sahip olursa hem kuruma bağlılığı hem aidiyeti hem de verimliliği artacaktır. Güvende hissetmek çok önemlidir. Çalışan pek çok açıdan kendisini güvende hissetmelidir. Yönetici bunu hissettirmelidir. Ancak bunu sadece sözel olarak değil, davranış ve uygulamalarıyla göstermelidir. Bunun dışında kurumda olabildiğince demokratik bir ortam oluşturulmalı ve çalışanların fikirleri alınmalıdır. Bu da bireylerin kurum aidiyetini arttırıyor ve kendilerini değerli hissetmelerini sağlıyor. Aslında kısaca çalışan, kendisine değer verildiğini hissettiği zaman çalışmaya olan tutkusu artıyor, işini daha anlamlı buluyor ve iş yerindeki çatışmalar da azalıyor.</span></p><p><strong><span style="color: #000000;">Pozitif duygu ve düşüncelere sahip olmanın bireysel, kurumsal ya da toplumsal açıdan avantajları nelerdir? Mutluluk bir avantaj mıdır?</span></strong><br /><span style="color: #000000;">Araştırma sonuçları, mutlu bireylerin mutlu olmayanlara göre daha başarılı, özgüvenleri daha yüksek, daha yaratıcı ve üretken, iş yaşamında daha başarılı ve gelir düzeyleri daha yüksek bireyler olduğunu gösteriyor. Kişilerarası ilişkiler bağlamında ise mutlu insanlar sosyal ilişkilerinde daha iyi, daha çok arkadaşa sahip, sosyal destekleri daha yüksek, evlilikleri daha uzun süreli ve tatmin edici, daha çekici, evlilik ya da romantik ilişkilerde daha çok tercih edilen ve diğer insanlara karşı daha yardımsever bireyler olarak karşımıza çıkıyor.</span></p><p><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-1412 alignleft" src="https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-5-300x193.jpg" alt="" width="300" height="193" srcset="https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-5-300x193.jpg 300w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-5-768x495.jpg 768w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-5-1024x660.jpg 1024w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-5-696x449.jpg 696w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-5-1068x688.jpg 1068w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-5-652x420.jpg 652w, https://www.gidaperakendecileri.org/wp-content/uploads/2019/10/tayfun-dogan-5.jpg 1662w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Mutlu ve mutsuz insanları sağlık açısından karşılaştırdığımızda da mutlular lehine çok önemli avantajlardan bahsedebiliriz. Örneğin mutlu insanlar daha sağlıklıdır, bağışıklık sistemleri daha güçlüdür, daha az ağrı yaşarlar, daha düşük stres düzeyine sahiptirler, hastalandıklarında daha çabuk iyileşirler. Bunlara ek olarak, en ilginç araştırma bulgularından biri de mutlu insanların daha uzun yaşamaları. Bu konuda yapılan kapsamlı araştırmalar, mutlu insanların yaşam süresinin daha uzun olduğunu ortaya koyuyor.</span></p><p><span style="color: #000000;">Mutluluğun bireye sağladığı faydalar bunlarla da sınırlı değil. Örneğin mutlu insanlar, riskli davranışlara daha az giriyor. Yani daha güvenli cinsel yaşamı tercih ediyorlar, araba kullanırken emniyet kemerini takıyorlar vb. Ayrıca mutlu bireyler, mutlu olmayanlara göre daha yüksek gelir düzeyine sahip ve finansal olarak sorumluluk düzeyleri daha yüksek; yani kontrolsüz harcamalar yapmazlar ya da zorda kalmadıkça borçlanmazlar.</span></p><p><span style="color: #000000;">Toplumsal açıdan baktığımızda ise mutlu insanlar daha az saldırgandır ve diğer insanlara zarar vermezler. Etkileşimde bulundukları insanlara zarar vermek bir yana onların mutluluğuna ya da psikolojik iyi oluşlarına da katkı sağlarlar. Hatta bir yüksek lisans öğrencimle en son yaptığımız tez araştırmasında, mutluluk ile saldırganlık ve merhamet arasındaki ilişkiyi inceledik. Araştırma sonucuna göre katılımcıların mutluluk düzeyi arttıkça, saldırganlık düzeylerinin düştüğünü gördük. Yine mutluluk düzeyleri arttıkça merhamet düzeylerinin de yükseldiği sonucuna ulaştık. Bu sonuçların önemli olduğunu düşünüyorum. Zaten mutlulukla ilgili yapılan başka araştırmalarda da mutlu bireylerin daha çok pro-sosyal (olumlu) davranışlarda bulunduklarına yönelik bulgular söz konusu.</span></p><p><span style="color: #000000;">İyi ve anlamlı bir yaşam ve iş için yapılabilecek çok şey var. Pozitif psikoloji alanı bu konuda öncü çalışmalar yapıyor. Daha iyi bir iş ve çalışma yaşamı imkânsız değil. İnsanların işlerini anlamlı bulduğu, gerilim ve sıkıntıların az olduğu iş ortamlarını geliştirmek de artık o kadar zor değil. Bu konuda elimizde yeterli bilimsel birikim var. Herkese mutlu ve anlamlı bir yaşam diliyorum.</span></p></div>								</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				</div>
		<p>The post <a href="https://www.gidaperakendecileri.org/tayfun-dogan-daha-iyi-bir-is-ve-calisma-yasami-imkansiz-degil/">Tayfun Doğan: “Daha İyi Bir İş ve Çalışma Yaşamı İmkânsız Değil”</a> appeared first on <a href="https://www.gidaperakendecileri.org">GPD</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
